Wordpress Themes
Haz 19

Bazı kişiler için çevre çok önemlidir. Yani yaptığı her bir hareket için çevre ne der acaba diye düşünmeden yapamaz. Lisedeyken psikoloji dersinde okuduğumuz bir konuda şöyle diyordu: “Pijama ile sokağa çıkılamaz diye bir kanun maddesi yoktur ama toplum baskısından dolayı çıkamazsın. Yani toplum bazı davranışlarımızı belirler.” Yaşamımızda bazı hareketleri yapamayız. Hep arkadaşlar ne der acaba? Komşular ne der acaba? İş arkadaşlarım ne der acaba? Eşim, çocuklarım, annem, babam ne der acaba? Çoğu zaman aklımızdan çılgınlık yapmak geçer ama hemen çevremizdekiler aklımıza gelir ve vazgeçeriz. Ama bazen de umursamayız. Peki neden? Çünkü önceliklerimiz vardır. Bazı şeylerden vazgeçebiliriz ama bazılarından asla vazgeçemeyiz. Size bir soru sormak istiyorum; Siz öldükten sonra sizin için neyin söylenmesini ya da neyin asla söylenmemesini istersiniz?Diyeceksiniz ki ben öldükten sonra ne söylerlerse söylesinler umrumda bile değil :) Bu da bir bakış açısı olabilir. Ama ben şöyle düşünüyorum: Bu dünyaya sadece bir tesadüf olarak gelmedik. Gelişimizin bir nedeni olduğunu düşünüyorum. Bu dünyada bir iz bırakmadan ölmek, hiç kimsenin farkında olmadığı bir kişi olarak yaşamak istemiyorum. Benim önceliklerimden biri güvendir. Nasıl yani? Ben öldükten sonra benim için söylenmesini istediğim tek şey: “Tülay güvenilir biriydi. Söylediği gibi yaşadı ve hep yaşadığı gibi konuştu.” İşte bu bakış açısı benim önceliklerimden biridir. Bu yaşıma kadar yığınla insan tanıdım ve insanları sürekli gözlemledim. Bir gün sizinle çok samimi oluyor ertesi gün sizi tanımıyor bile. Çünkü o dakikada sadece sohbet etmek için yanında herhangi biri olabilir. O’nun için karşısındakinin çok önemi yoktur. Hayır bu tip insanı sevmiyorum. Eğer bugün biriyle sohbet ettiysem ertesi gün onu mutlaka tanırım. Yani aklıma estiği gibi davranmam. Yani rüzgar nerden eserse ona göre bir davranış şekli sergilemem. Kimse benim için: “Bırak ya şu Tülay Bilin’i, hiç sözünde durmaz, bugün çok samimi konuşur yarın seni tanımaz. Konuşması ile yaşaması arasında çok fark var. Şunu yapın, bunu yapın diye konuşur ama asla kendisi yapmaz vs….” işte bu cümleyi duymak istemiyorum. Ayrıca Tülay’a sırrını söyle ve asla endişe etme, acaba başkasına söyler mi diye. Bundan 30 yıl önceydi..İşyerinde bir arkadaşım bana çok önemli bir aile sırrını söylemişti. Ama o günlerde o kadar çok üzüntülüydü ki, her dakika göz pınarlarındaki yaşlar ile geziyordu. Diğer samimi olduğumuz arkadaşlar soruyorlardı bana; “Tülay bu kızın ne derdi var..seninle paylaşıyor bize de söyler misin?” Asla söyleyemem dedim. Ve o sırrını benimle paylaşan arkadaşım işyerinden ayrıldı. Ve bir daha birbirimizi görmedik. O yıllardaki diğer dostlarımla hala görüşürüz. Hala bana takılırlar; “Tülay artık o arkadaşın izini bile kaybettik..hadi söylesene o günlerdeki sırrı neydi o kızın?” Hayır söyleyemem derim ve gülüşürüz:) Gerçi o sırrını benimle paylaşan arkadaş bugün olsa kendi bile sırrını açıklayabilir. Çünkü o tarihte çok önemli dediğimiz olay bugün bir şey ifade etmiyor artık. Çünkü hayata bakışımız değişti. Toplumun değer yargıları değişti. Biz değiştik. Annelerimiz babalarımız bile değişti. Ama yine de söylemem. Kimse ben öldükten sonra “Tülay’a sakın sırrını verme gider başkalarına anlatır” diyemez. İşte bu benim için önemli.Hayatımın önceliklerinden beri güven. Bana güvenilmeli. O zaman bu isteğim doğrultusunda yaşamalıyım. Hem etrafına güven vermeyen bir insan olarak yaşayıp sonra da arkamdan güvenilir biri diye bahsetmelerini beklemek yanlış olur bence. O zaman önceliklerimizi belirlemeliyiz. Yani yaşam felsefemizi belirlemeliyiz. Öldükten sonra Tülay Bilin kimdir diye sorulursa ilk cümle şu olmalı; GÜVENİLİR BİRİYDİ…. Sevgiler Tülay Bilin tulay@karmaastrology.com Tülay Bilin kimdir? Tülay Bilin çok uzun yıllar Hürriyet Gazetesinde çalıştıktan sonra, Nisan 2006 ‘ya kadar Dünya Gazetesinde İnsan Kaynakları Müdürü olarak çalıştı. Uzun yıllardır kişisel gelişim konusunda aldığı eğitimleri 10 yıldır profesyonel olarak çevresiyle paylaşmaktadır. Haftada bir gün canlı radyo programı yapmaktadır

Haz 19

S: Dişime neden kanal tedavisi yapılması gerekiyor? C: Çürük, derin dolgu veya yaralanma sonucunda dişin sinir olarak bilinen ve “pulpa” adı verilen damar ve sinir paketinde hasara neden olabilir. Hasar az ise iyileşebilir ama hasar çok ilerlemiş ise zamanla pulpa hastalanır ve dişin kökünden etrafındaki kemik dokusuna kadar yayılır. S:Ne yapılması gerekiyor? C:Hastalıklı pulpa dokusunun alınması gereklidir. S:Kanal tedavisi nasıl yapılıyor? C: Lokal anestezi yapıldıktan sonra kanala giriş için dişin üstünden delik açıldıktan sonra çok ince aletlerle hasarlı pulpa dokusu çıkarılarak ve kanallar dezenfekte edilir ve daha sonra kanallar sıkıca doldurulur. Zamanla çevre dokular ve kemik iyileşerek dişin ağızda sağlam bir şekilde tutulmasını sağlayacaktır. S:Kanal tedavisi ne kadar sürer? C: Tek bir seansta bitebilir ama bir ya da iki ek seans gerekebilir. Bu dişin anatomisine, hastalığın derecesine ve çevre dokuların tedaviye verdiği cevaba bağlıdır. S:Kanal tedavisi yapılırken acıyacak mı? C:Lokal anestezi işleminden sonra acı duyulmaması gereklidir. Yapılan işlemi hissedebilirsiniz ama acımayacaktır. Pulpa çıkarıldıktan sonra acı hissetmeniz imkansızdır. Hissedilebilecek hafif rahatsızlıklar ise her türlü medikal tedavi sırasında rastlanabilecek hafif ağrılardır. Çevre dokuların ve dişin tam olarak iyilieşmesi ise 6 ay 1 yıl kadar sürer. S:Kanal tedavisinin alternatifi nedir? C: Eğer dişinize kanal tedavisi yaptırmazsanız, dişinizin çekilmesi gerekecektir. S: Kanal tedavisi yaptırmaya değer mi? C: Eğer dişinizi çektirirseniz daha sonra boşluğu doldurmak için yaptırmanız gereken protez çok daha maliyetli olacaktır. Ayrıca, çiğnemede ve estetik görünümünüzde problemler olacaktır. Yapılacak protez ise asla kendi dişiniz gibi olmayacaktır. S:Dişim ölecek mi? C:Dişi çevre canlı dokularla ilişkisi olmakla beraber; sıcak, soğuk ve tatlılara karşı hassasiyet hissetmeyeceksiniz. Pulpası alınmış dişin tıpkı diğer dişler gibi temizliğinin yapılmaya devam edilmesi gerekmektedir. S:Dişimin rengi kararacak mı? C:Dişin renginin kararmasını engelleyecek önlemler tedavi sırasında alınmakla beraber; kararma olabilir. Bu durumda beyazlatma yapılabilir ya da kuron uygulanabilir. Güzel bir gülümseme hem profesyonel hayatınızı hem de sosyal hayatınızı güzelleştirir.

Haz 19

Türkiye’de kadınların yüzde 45′inin fiziksel, yüzde 40′ının ise cinsel şiddete maruz kaldığı ortaya çıktı. Araştırma sonuçlarına göre, kadınları istemediği cinsel ilişkiye zorlamak, tecavüz, başka kişilerle cinsel ilişkiye zorlamak, cinsel olarak kişiyi korkutan ve kıran davranışlarda bulunmak, sürekli kadınlığını aşağılamak, telefonla, mektupla veya sözlü olarak sürekli cinsel içerikli tacizlerde bulunmak, cinsel organlara zarar vermek, namus ve töre nedeniyle baskı uygulamak gibi cinsel şiddet içeren eylemlerde artış var. Cinsel Tıp Derneği’nin (CTD) Ankara’da yaklaşık bin kadın üzerinde yaptığı araştırma sonuçlarına göre, kadınların yüzde 45′i fiziksel şiddete, yüzde 40′a yakını da cinsel şiddete maruz kalıyor, yani kocaları tarafından istemediği biçimde ya da türde cinsel ilişkiye zorlanıyor. Ayrıca fiziksel şiddete maruz kalan kadınların yüzde 40′a yakını ise fiziksel şiddetten sonra cinsel şiddete uğruyor. Araştırmada, cinsel şiddete uğrayan kadınların yüzde 60′nın evli, yüzde 20’sinin boşanmış, yüzde 10′nun nikahsız birliktelik yaşayan ve yüzde 10′nun da bekarlar olduğu belirlendi. Araştırmaya göre, cinsel şiddete maruz kalan kadınların yüzde 50′i ara sıra, yüzde 35′i bazen ve yüzde 15′i de nadiren olarak cinsel şiddete uğruyor. Cinsel şiddete uğrayan kadınların yüzde 60′ı kocasından, yüzde 20’si boşandığı eşinden, yüzde 10′u birlikte yaşadığı erkekten, bir kısmının da akraba ve tanıdıklarının şiddetine maruz kalıyor. Cinsel şiddete uğrayan kadınların sadece yüzde 15′i yaşadıklarına çare olarak mahkemeye, yüzde 12’si de karakola başvuruyor. CTD Başkanı Dr. Cem Keçe, cinsel şiddet konusundaki gerçek sonuçların araştırmadaki sonuçların üzerinde olduğunu belirterek, bu duruma maruz kalan kadınların çoğunluğunun sessiz kalmayı tercih ettiğini kaydetti. Gazetelerin 3. sayfalarını dolduran kadınlara yönelik şiddet olaylarını; ırza geçme, ensest ilişki, fahişelik, pornografi ve eş dövme başlıkları altında toplanabileceğini ifade eden Keçe, fiziksel şiddete uğrayan kadınların büyük bir bölümünün cinsel şiddete de uğradığı savundu. Keçe, “İlişkilerde görülen acıların en yaygın olanı cinsel şiddettir. Kadınların çoğu dayak, sövme, itip kalkma gibi fiziksel şiddet uygulamalarından sonra cinsel ilişki kurmaya zorlanma, ters ilişki, ensest ilişki, çocukların önünde cinsel ilişkiye zorlanma, aşırı cinsel ilişki kurma baskısı, oral ilişki ve çeşitli aletler kullanarak ilişkiye zorlama gibi cinsel şiddete de maruz kalmaktadır. Direndiklerinde veya itiraz ettiklerinde ise tecavüze uğramaktadırlar” dedi. Keçe, cinsel şiddet uygulayan erkeklerin, “Kadınlar cinsel şiddetten haz alır” şeklinde görüş taşıdığını anlatan Keçe, şunları kaydetti: “Yeni yasal düzenlemeler yapılmalıdır” “Cinsel şiddet olgularının kadınlar tarafından çok kere bildirilmemesini, kadınların aslında olayları kışkırttığı ve cinsel şiddetten zevk aldığı düşünceleriyle açıklayan cinsel mitlerin maalesef halen sürdüğünü üzülerek görmekteyiz. Aksine kadınların kuyruk salladığı, mini etek giyerek veya karanlıkta dolaşarak ya da başka yollarla erkekleri kendilerine saldırmayı kışkırttığı görüşüne sahip erkeklerin sayısında da artış vardır. Kadınların cinsel şiddet olaylarını duyurmamasının çok nedenleri vardır. Bedensel ve ruhsal bir travmaya maruz kalmış kadının, topluma mağdur olduğunu ispat etmesi yükümlülüğü de bulunuyor. Kadın masum olduğunu kanıtlayabilse bile, toplumun, hatta ailesinin gözünde kötü şekilde algılanma korkusu yaşar. Bu durumdan kurtulması için bekar olan bir kadına kendisine cinsel şiddet uygulayan erkekle evlenmesi önerilir. Sadece mini etek giymek kadınlara yönelik şiddet olaylarının belli başlı nedenlerinden birisidir. Kadın ve erkek arasındaki güç ilişkisi kadınların aleyhine işliyor. Çalışan ve eğitimli kadınlar bile işyerlerinde cinsel tacize maruz kalıyorlar. Cinsel taciz de iş verimini düşürüyor. Cinsel tacize uğrayanlar, dışlanma, işten atılma ve mimlenme endişesiyle bu durumu saklamayı uygun buluyor. Cinsel tacizi önlemeye yönelik yeni yasal düzenlemeler yapılmalı ve toplumda bu konuya ilişkin bir duyarlılık oluşturulmalıdır. Ekonomik nedenler ve geçim sıkıntısı nedeniyle kocaların kendi seçtikleri başka erkeklerle karılarının cinsel ilişkiye girme talepleri sanıldığı kadar nadir rastlanan durum değildir. Kaçırılarak tecavüze uğrayan ve ailesinin zoruyla evlendirilen kadınların sayısında da artış var. Bu durum ise kadın açısından ömür boyu cinsel taciz anlamına geliyor. Aileler, bekareti bozulan, başkasıyla evlendiremeyeceklerini düşündükleri kızlarını zorla, hatta döverek tecavüzcü ile evlenmeye zorluyorlar. Tecavüzün travmasıyla kadınlar cinsel isteksizlik ve cinsel soğukluk duyarlar. Eşler ise bu nedenle fiziksel şiddet uygulayarak tecavüzü sürdürürler. Tecavüzcü erkek cezalandırılmak yerine ailenin zoruyla mağdur durumdaki kızla evlendirilerek ödüllendiriliyor. Bu eğitimsizlik ve cahillikten kaynaklanıyor. Cinsel şiddete uğrayan kadınlarda cinsel isteksizlik, orgazm olamama, ağrılı cinsel ilişki, korku, ürkeklik, içine kapanma, konuşurken gözle iletişim kuramama, çekingenlik, titreme krizleri, uykusuzluk, halsizlik, aşırı yorgunluk, kendini suçlama, sesli uyaranlara karşı aşırı tepki, bulantı, baş dönmesi, unutkanlık, çarpıntı, öfke patlamaları, umutsuzluk, çarpıntı, yalnız sokağa çıkamama, güvensizlik, yalnızlık, ağlama krizleri ve hayata karşı ümitsizlik sık görülmektedir. Şiddet uygulayan erkekleri yalnızca, ‘hasta ruhlu’ ve ‘alkolik’ olarak düşünmemek lazım. Aralarında normal ve sorunsuz davranan erkeklerde çoğunlukta. Alkollü olduklarında erkekler, daha rahat cinsel şiddet uygulayabiliyorlar ve şiddeti alkolün arkasına sığınarak açıklayabiliyorlar. Ancak, alkol şiddetin kaynağı değil erkeklerin kullandığı kötü bir araçtır.” Cinsel şiddet uygulayan erkeklerin ortak özellikleri Cinsel şiddet uygulamaya meyilli erkeklerin ikili ilişkilerde genellikle önceden sinyaller verdiğini belirten CTD Başkanı Dr. Keçe, “Sinyalleri anlamak ve karşınızdaki kişiyi tanımak kadınlarımızı sorunlu bir ilişkiye derinlemesine dalmaktan koruyabilir” dedi. Keçe, cinsel şiddet gösterebilecek erkeklerin özelliklerini şöyle sıralayarak, kadınlara şu uyarılarda bulundu: “Cinsel şiddet uygulama potansiyeline sahip erkeklerden kaçınmak için aşağıdaki sinyallere dikkat edin. Bunlar; İlişkiniz olan erkek kırıcı olursa, Aşırı ve nedensiz yere kıskançlık gösterirse, Aşağılayıcı yorumlar yaparsa, Sizi görmezlikten gelirse, Nasıl giyineceğinize karışır ve baskı yaparsa, Sizi kendisiyle eşit konumda görmez ve kendini üstün görürse, Çok fazla içki içer, uyuşturucu kullanırsa, Sizi sarhoş olmaya, uyuşturucu kullanmaya veya cinsel ilişkiye girmeye zorlarsa, Sert, sinirli ve tehdit edici biçimde davranırsa, Ani çıkış ve inişleri varsa, Genelde karşı cins hakkında olumsuz konuşursa, Şiddet kullanma konusunda tehditkar olursa dikkatli olunmasını ve ilişkinin yeniden gözden geçirilmesini tavsiye ediyoruz.” Dr. Keçe, cinsel şiddetin önlenebilmesinde eğitimin önemine dikkat çekerek, eğitimin sadece okullarda verilen derslerden ibaret olmadığının da altını çizdi. Hiç kimsenin cinsel şiddete maruz kalmak istemeyeceğini, hiç kimsenin cinsel şiddeti hak etmediğini, hiçbir davranışın cinsel şiddet için neden olarak gösterilemeyeceğini belirten Keçe, “Cinsel şiddeti cinsel mitler, yanlış kültürel değerler ve eğitimsiz toplumlar yaratır. Okullarda çocukların terbiye edilmesi için şiddet uygulanması hoş karşılanıyor, sayıları artık azalsa da erkeklere askerde şiddet ve şiddetin erkeklik için ne kadar gerekli olduğu öğretilebiliyor” açıklamasında bulundu. Cinsel şiddete maruz kalanlara, var olan durumu, kendilerini anlayacak ve destek verecek ve yardımcı olabilecek bir yakınına anlatmasını öneren Keçe, “Polise başvurun, tıbbi ve psikolojik yardım alın ve durumunuzu tercihen bu konuda çalışan bir hukukçuya danışın” diye konuştu. Keçe, bir yakını cinsel şiddete maruz kalanlara ise, “Ona destek olun, dinlemeye hazır olduğunuzu gösterin. Onu dinleyerek inandığınızı, bunun onun suçu olmadığını, olanlardan dolayı üzgün olduğunuzu ve yardıma hazır olduğunuzu belirtin. Onunla vakit geçirin, hukuki danışmanlık ve tıbbi açıdan yardım almasını ve güvenlikli bir yerde kalmasını sağlayın, gündelik hayatında destek olun” önerisinde bulundu.

Haz 19

Kaş kaldırma çok moda bir ameliyat. Kimilerine göre kaşlar ne kadar kalkık olursa o kadar iyi gözüküyor. Oysa uçları sipsivri kalkmış kaşlar kimilerine göre de bir kâbus. Peki ideal kaş şekli nasıl olmalı? İdeal kaş şekli nasıl olmalı? Herkesin bildiği “klasik” bilgiler bence bu konuda yetersiz. Yetersiz çünkü demodedir. İnsan yüzünde bir şeyin ideal şeklini merak ediyorsanız bence süper modellerin yüzlerine bakmak gerekiyor. İnsan yüzünün de bir modası var ve bu moda yine moda dünyasından çıkıyor. Bu insanlar en acımasız rekabet koşullarında onbinlerce insan arasından ön plana çıkıyorlar ve yüzlerinin ideal olduğu tartışmasız. Süper modellerin kaşlarına bir bakın. Çok büyük bir çoğunluğunun sanılanın aksine kalkık değil dümdüz olduğunu göreceksiniz. Ortası kalkık, hilal şeklinde kaşlar görmek istiyorsanız 1950lerin moda dergilerine bakmalısınız. 90lardan beri kaş şekli düz, hatta dümdüz. Kaş şekillendirme yöntemleri Kaş almak: Kaş şekillendirmenin en sık uygulanan yolu kaşları almak. Ama bu işi yapan insanlar neredeyse istinasız bir şekilde kaşların orta seviyesinde altta sınırdaki bütün tüyleri alıyorlar ve 1950li yıllarda moda olan hilal şeklini vermeye çalışıyorlar. Bu şekli neden yaptıklarını pek anlayamıyorum. Muhtemelen kendileri de bu konuda çok kafa yormuyorlar. Hâlbuki bekleme odalarındaki dergileri karıştırsalar Kate Moss’un kaşlarının her gün yaptıkları kaş şekilden farklı olduğunu görecekler. Size tavsiyem, kaç yaşında olursanız olun, nasıl bir yüz şekliniz olursa olsun kaşlarınızı 1950 model yaptırmayın. Kalıcı makyaj ya da “dövme”: Güzellik salonlarında yapılan ve gerçek anlamda kalıcı olan tek şey galiba bu. Ben her türlü cilt bakımı ve tedavisine, mezoterapilere sıcak bakıyorum. Ama bu kalıcı makyaj konusunda şüphelerim var. Bir kere adı üzerinde kalıcı olan bu makyajlar hayatınızın sonuna kadar sizinle olacak. Verilen şeklin ideal olması da çok zor ve değiştirmek için bir şansınız yok. Bu dövmeler kola yapılan renkli dövmelerden farklı olarak genellikle lazer ile çıkarılamıyor. Üzerine yeniden ten rengi dövme yapılarak “siliniyor”, ve bu “silgi dövme” gözüküyor. Botox: Botox doğru kullanılırsa kaşa şekil verebilir. Bence kaşlarınızın şeklini değiştirmek istiyorsanız ve bir ameliyat olmayı göze alamıyorsanız botox yaptırın. Ameliyat: Kaşlara şekil vermenin en kalıcı ve kesin yolu ameliyat. Bu ameliyat kimlere uygulanıyor? Kaş kaldırma ameliyatı genellikle genç – orta yaş hastalara uygulanıyor. Otuzların ortasından sonra kaş kaldırma yerine şakak asma gibi daha kapsamlı ve yüzü gençleştirmeye de yönelik bir girişim daha doğru. Ameliyat teknikleri? Endoskopik ve askı yöntemi olarak iki temel yöntem var. Askı yöntemi: Bu hocamız Onur Erol’a ait bir yöntem. İşlem son derece basit, saçlı deri içerisinde yarım santimlik bir kesim yapılıyor ve buradan geçirilen uzun bir dikiş kaşa kadar indiriliyor ve kaş bu dikiş ile yukarı doğru çekiliyor. Yöntemin en güzel tarafı son derece basit olmasıdır. Neredeyse bir ameliyat değil diyebilirim. Son derece kontrollü, kolay, risksiz ve etkili bir yöntemdir. Tek problem etkisinin çok kısa sürmesi. Genellikle kaldırılan kaşlar bir kaç ay ile bir sene içerisinde eski yerlerine iniyorlar. Endoskopik yöntem: Bu şakak kaldırma ameliyatına benzer şekilde saçlı deri içerisinde bir kaç santimlik bir kesim ile yapılıyor. İçeriden kaşlar yukarı çekilerek hem kaldırabiliniyor hem de istenilen şekil verilebiliniyor. Diğer yöntemler: Daha nadir kullanılan bir kaç teknik daha var. Bunlarda üst göz kapağında ya da kaş içerisinde bir kesim yapılarak kaş yukarı asılıyor. Çok eski bir teknikte de kaşın üst sınırında uzun bir kesim yapılıyor (hala uygulayan var mı bilemiyorum ama çok iz bırakan bu teknik ile ameliyat olmamanızı öneririm). Hangisi daha iyi derseniz benim tercihim büyük oranda endoskopik oluyor. Askı yönteminin uzun ömürlü olmaması hatta bazen bir kaç ay bile dayanmaması birçok hastaya da itici geliyor. Komplikasyonlar ve çıkabilecek sorunlar Askı yönteminde çıkabilecek ciddi bir komplikasyon neredeyse yok. Asimetri ve kaşların kısa zamanda eski yerlerine inmesi tek problem. Endoskopik teknik: Ciddi bir kanama ve enfeksiyon olma ihtimali neredeyse yok. Olabilecek küçük kan birikmeleri (hematom) de ciddi bir sorun yaratmayacaktır. İltihap olduğu durumlarda antibiyotik tedavisi yanında nadiren cerrahi olarak iltihabın boşaltılması gerekebilir. Asimetri: Bu ameliyatta dokuları taşıyan dikişlerden birisinin görevini tam yapmaması asimetriye sebep olabilir. Bu durumda bu dikişin tekrar konulması gerekebilir. His kaybı: Nadirde olsa tam kaş kenarlarında his kaybı olabilir. Ancak bunlar genellikle bir kaç hafta sonra geçecektir. Aylar süren kayıplar ile nadir olarak karşılaşılabilir ama sonunda mutlaka iyileşir. Saç dökülmesi de nadiren olabilir. Ancak saçlar mutlaka geri gelecektir. Sık sorulan sorular: Hep görüyorum kaşları kalkmış insanlar dolaşıyor sokakta, bende mi öyle olacağım? Hayır. Bir tekniği uygularken nasıl bir sonuç alınacağı tamamen doktora kalmış. Bence önemli olan kaşları kaldırmak değil düz ve çekici bir şekil verebilmek. Bu ameliyat sonrasında insanın kafasına vidalar çakılıyormuş ve bunlar haftalarca açıkta kalıyormuş, doğru mu? Sadece kaş kaldırma yapılıyorsa vida kullanmaya gerek yok. Bu ameliyat tek başına yapılıyor mu? Evet sıkça yapılıyor. Bazı insanların çok genç yaşlarda bile kaşları sarkık oluyor. Genellikle 35 yaş üzerinde şakak kaldırma ameliyatı ile beraber yapılıyor. Şakak kaldırma ameliyatında bir miktarda yüzde gençleşme sağlanabiliyor. Bu ameliyatların etkisi kaç yıl sürer? Endoskopik teknikle verilen kaş şekli kalıcı olur. Ancak yıllar içerisinde bütün alın sarkacağı için kaşlarda bir miktar aşağı inecektir. İpuçları: Eğer ameliyat olmak istemiyorsanız sadece botox ile kaşlarınıza şekil verdirebilirsiniz. Genellikle 3 aydan sonra etkisi azalmaya başlayacak altıncı ayda tamamen yok olacaktır. 35 yaşlarınızda iseniz kaş kaldırma ameliyatının bir üstü olan şakak kaldırma ameliyatını öneririm. Bu aynı zamanda kaz ayaklarınızı açacak ve orta yüzünüzü şekillendirecektir. 50 yaşın üzerisindeyseniz klasik yüz germe ve endoskopik orta yüz ameliyatlarını öneririm. Tek başına yapılacak kaş asma yöntemleri çok işe yaramayacaktır. Eğer en küçük yöntem ile geçici de olsa bir sonuç istiyorsanız kaş asma tekniği size uygun olabilir. Bazen bu teknik ile asılan kaşlar bir yıla kadar şeklini koruyor. Ameliyattan sonra sizi neler bekler? Kaş asma ameliyatının ertesi günü işinize dönebilirsiniz. İşlem yarım saat sürüyor, lokal anestize yeterli oluyor. İşlem muayenehane şartlarında da yapılabilir. Endoskopik teknik yine lokal anestezi ile yapılabiliniyor. Yaklaşık 1 saat sürüyor. Bir ya da iki günlük dinlenme yeterli, hastanede yatmanıza gerek yok. Çok az şişlik ve morluk yapan ve çok hızlı iyileşen bir ameliyat. Hafta sonu ameliyat olursanız pazartesi işinize dönebilirsiniz. Ağrılı bir ameliyat hiç değil. İlk bir kaç gün başınız dik yatacaksınız ve bol buz uygulayacaksınız. Endoskopik kaş asma ameliyatının karnesi Anestezi şekli: Lokal ya da Genel. Ameliyat nerede yapılmalı: Endoskopik plastik cerrahi ameliyatları için alt yapısı olan bir hastane ameliyathanesinde. Ameliyat süresi: 1 saat. Hastanede yatış süresi: Aynı gün taburcu olunabilir. Ameliyat sonrası ağrı – sıkıntı: Bir kaç gün hafif bir sızlama olabilir. Genellikle ağızdan alınan basit ağrı kesiciler yeterli olur. Şişme, morarma: 2–3 gün arasında, hafif derecede. Pansuman: Yok. Dikişler: Saçlı deride metal dikişler var ve bunlar 7 gün sonra alınıyor (alınmaları ağrılı değil). Ne zaman işe dönülebilir: 2–3 gün. Spor: 1 hafta sonra uzun yürüyüşler, 2 hafta sonra ağır spora başlanabilir. Son şekil: Genellikle ilk günlerde bile sonuç büyük ölçüde gözükür. Ancak her şeyin tamamen geçmesi, dokuların yumuşaması ve normale dönmesi üç aydan sonra.

Her türlü görüş ve şikayetleriniz için bizi betamedya@hotmail.com mail adresinden bize ulaşın. diyet