Sihirli zayıflama makinaları, mucizevi masajların ardından, şimdi de iğneyle verilen ilaçlarla zayıflama yöntemleri moda oluyor. Ancak, bu ilaçlar Sağlık Bakanlığı’nın izni olmadan ithal ediliyor.
CNN TÜRK’te yayınlanan Uğur Dündar yönetimindeki Arena programı, ilaç kullanma izni olmayan güzellik salonlarının da iğneyle zayıflatma yöntemini uyguladığını ortaya çıkardı.
Mezoterapi, zayıflama yöntemleri içinde son zamanlarda en yaygın olan uygulama.
Bu yöntemde karın bölgesine iğneyle ilaç zerk ediliyor ve ilacın yağları erittiği iddia ediliyor.
Bu yöntemi önerenler, isteyenlerin, bir ayda rahatlıkla bir beden zayıflayabileceğini söylüyor. Ancak bu yöntemde kullanılan ilaçlar Sağlık Bakanlığı’ndan izinsiz ithal ediliyor.
Uzmanlar, bu yöntemin herkese uygulanamayacağını özellikle şeker hastaları için tehlikeli olabileceğini söylüyor.
İlaç kullanma yetkisi olmayan bazı güzellik salonları da iğneyle zayıflatma yöntemini kullanıyor ve risk daha da büyüyor. Ancak herhangi bir denetim yok.
Yapılan diyetlerin ardından kilonuzun düşmesi sizi aldatmasın, verdiğiniz, su olabilir.
Birbiri ardına yapılan ve her seferinde daha fazla kilo alınarak sonuçlanan diyetler, başta kadınlar olmak üzere pek çok kişinin büyük derdi.
Günümüzde kilo vermek isteyenlerin önemli bir kısmı profesyonel yardım alırken, hâlâ komşusunun ya da duyduğu ünlünün rejimini yapanların sayısı da hiç az değil. Diyete devam ederken tartı üzerinde azalmış görünen kilo her zaman gerçek başarıyı yansıtmayabiliyor. Uzmanlar, verilen ağırlığın su ve kas değil yağ olması gerektiğini vurguluyor. Metabolizma hızı ölçülmeden kesinlikle diyete başlanmaması gerektiğini vurgulayan uzmanlar, herkesin parmak izi gibi metabolizma hızının da kişiye özel olduğunu söylüyor.
Beslenme ve diyet uzmanı Yasemin Atmaca, bilinçsizce yapılan diyetlerin metabolizma hızını yavaşlattığını belirtiyor. Yavaşlayan metabolizmanın daha az yenmesine rağmen daha çabuk kilo alınmasına sebep olduğuna dikkat çeken Atmaca, diyet yapmadan önce mutlaka metabolizmanın ölçülmesi gerektiğini söylüyor. Metabolizma hızı ölçülmeden verilen diyetin kişiye özel kabul edilemeyeceğini vurgulayan Atmaca, “Bazal metabolizma hızı; bireyin, hiçbir fiziksel aktivite yapmadan bir gün içinde, vücudunun yaşamını sürdürmesi için harcayabileceği enerji miktarıdır. Metabolizma hızı da, kişinin parmak izi gibi kendisine özeldir. Nasıl parmak izi kimseninkine benzemiyorsa metabolizma hızı da benzemez. Metabolizma hızı kişiye özeldir ve kişiye özel bir beslenme programından söz edilecekse en temel nokta metabolizma hızının ölçülmesidir. Bu ölçüm yapılmadan uygulanan diyetler başarısız olur.” diyor.
Bilinçsiz uygulanan diyet listelerinin ve sık sık kilo alıp vermenin metabolizma hızını yavaşlattığını ifade eden Atmaca’ya göre, fiziksel aktivite ise tam tersi bir etki yaparak metabolizma hızını artırıyor. Zayıflama programı uygularken kesinlikle öğün atlanmaması gerekiyor. Çünkü, öğün atlamak metabolizma hızını yavaşlatıyor. Kendini korumaya alan vücut, atlanan öğün sonrası tüketilen yiyecekleri depolama eğilimine giriyor.
Diyetisyen İpek Konuralp ise metabolizmanın en büyük düşmanının hızlı kilo kaybı olduğunu söylüyor. Konuralp şöyle konuşuyor: “Tüm bilimsel kaynaklarda kilo kaybı hızının haftada, vücut ağırlığına orantılı olarak ortalama 0,5-1 kilo arasında olması önerilir. Bu nedenle diyet sırasında hızlı bir şekilde yüksek miktarda kilo veriliyorsa, burada aşırı su ve kas kaybı söz konusudur. Vücut diyete son verildikten itibaren kaybettiği suyu hemen geri alır. Fakat kaybedilen kas sebebiyle yavaşlayan metabolizma yüzünden, diyet bitince kişi tekrar kilo alma adayı haline gelir.”
Metabolizmayı hızlandırmak için ne yapmalı?
Sık öğün tüketimi: Ara öğün tüketmek vücudu çalıştırıp, metabolizma hızınızı sürekli yüksek tutar.
Egzersiz yapmak: Hareket edip kalori harcayarak veya kas kütlenizi artırarak metabolizma hızınızı artırmak oldukça faydalıdır.
Yeterli ve dengeli beslenme: Yeterli beslenme, vücuda gerekli olan tüm besin öğelerinin, tüm öğünlerde yeterli ve dengeli miktarlarda alınmasıdır. Çeşitlilik ve yeterlilik, metabolizmanın işleyişi için olumlu etkiye sahiptir. Önerilenden fazlasının tüketimi kilo alımına neden olacağı gibi, azı da metabolizmayı yavaşlatabilir.
Sıvı tüketimi: Uyanık olduğunuz her saat dilimi içerisinde 1 bardak su tüketmeye özen gösterin
AKILLI BESLENMENİN MATEMATİĞİNİ ANLATTI
“Damar tıkayan kolesterol değil, şeker!”
Gazetelerden kesip buzdolabına astığınız bütün “kibrit kutusu kadar” reçetelerini çöpe atın! Prof.Dr. Kenan Demirkol, A’dan Z’ye akıllı beslenmenin matematiğini anlatıyor… Şeker, vücudumuzu, demir paslanır gibi paslandırıyor, eskitiyor; çocuklarımızın hücrelerini 12 yaşında yaşlandırıyor. Şekeri, gıda sanayiinden söküp atmak zor ama, işe evlerimizin kapısından başlayabiliriz!
Prof. Dr. Kenan Demirkol genel cerrah. Muayenehanesinin kapısında “prof.” yazmıyor. “Ben üniversitede hocayım, burada hekim” diyor. Söz bir ara “kronometreli doktorlara” geldiğinde, yani 15 dakika muayene süresini aşınca ikinci vizite ücretini alanlara çok şaşırdı. Çünkü kendisi saat takmıyor, “dalgınlıkla saatime bakar da hastayı tedirgin ederim” diye. Uzmanlık alanı, beslenmeyle yakından ilgili olan sindirim sistemi organları. Ancak Demirkol bir “akıllı beslenme” uzmanı. Bunu bir insanın tüm bedenine ilişkin olduğu kadar, siyasi ve toplumsal boyutlarıyla da ele alıyor. Peki beslenme nedir? İlk aklımıza gelen, şişmanlık-zayıflık. Özellikle kadınlarda modasına göre sıfır bedenle, 90-60-90 arasında değişen ölçülerde olmak ya da olmamak. Doğru mudur? “Kibrit kutusu kadar” reçetelerini bir yana bırakıp, Demirkol’a: “Neden düşmandır şu ünlü üç beyaz?” diye sorduk. O, şekerle başladı.
“ŞEKER TÜKETİMİYLE HASTALIK ARTIŞ EĞRİSİ PARALEL”
DEMİRKOL- Kısmen ya da tümüyle beslenme alışkanlıkları sonucu oluşan kronik, aslında önlenebilir hastalıklar, çok büyük bir toplum sağlığı sorunu haline gelmiştir. ABD’de 20 yaş üstü erişkinlerin yüzde 65′i ya şişman ya daha da ileri aşamada. 64 milyon insanın koroner kalp hastalığı, 11 milyon insanın şeker hastalığı, 37 milyonun kolesterol yüksekliği vardır. Ülkemizde kalp hastalığı sıklığı bu boyuta henüz gelmemiş gözükse bile, şeker hastası sayısının dört milyon olduğu göz önünde bulundurulursa, yakın zamanda vahim bir tablo ile karşı karşıya kalacağımız açıktır.
Ne zaman ki şeker pancarından şeker üretilmesi Avrupa’da ortaya çıktı, soğuk iklimlerde de şekere dönüşebilecek bir besin maddesi keşfedildi, toplumların şeker tüketimi arttı. Toplumların şeker tüketiminin artış eğrisiyle, hastalıkların artış eğrisi bire bir örtüşüyor. Çünkü; şeker sadece kalorisiyle, şişmanlatıcı etkisiyle zarar vermiyor, doğrudan kimyasal yapısıyla da çok tehlikeli. “Şeker yiyeyim oradan aldığım kaloriyi başka yerden kısarım” demek çok yanlış. İnsan vücudunun şeker almasına gereksinim yoktur.
“12 YAŞINDA YAŞLANDIRIYOR”
AYDINLIK- Çocukların enerjiye ihtiyacı var diye belli miktarlarda yemeleri doğru değil mi?
DEMİRKOL- Asla doğru değil.
AYDINLIK- Peki enerji ihtiyacımızı nasıl karşılayacağız?
DEMİRKOL- Taş devri döneminde insanlar hayvan avlar ve bitki toplar. Şeker sadece meyvede var. Meyve esas olarak bir kültür bitkisi. Doğal ortam sebze ağırlıklıdır. İnsan eli ne kadar fazla değmişse bir gıda maddesine, o oranda olumsuzlaşıyor. O dönemde, insanların kan şekeri 60 dolayındaymış. Bu devirlere geldikçe şekerle tanışıyor ve alışkanlıkları değişiyor. Dolayısıyla ortalama kan şekeri de değişiyor. Şimdi 100′lerdeyiz, 120′de şeker hastalığı. Biliyorsunuz şimdi şeker hastalığı iki türlü. Bir doğumsal genetik özelliklerle alakalı tip 1 diabet. Bir de edimsel tip 2 diabet. Pankreas organının artık yeterince insülin üretememesiyle ortaya çıkar. Yaşlanma süreci olarak kabul edilir. 60′lı yaşlarda görülmesi beklenir. Ama şu anda 12 yaşındaki çocuklarda tip 2 diabet var. Sağlıklı beslenmede şekerin hiç yeri yok. Tamamen bir damak alışkanlığıdır.
“KANSER HÜCRESİ DE ŞEKERLE BESLENİYOR”
AYDINLIK- Ama, beyin sadece glikozla beslenmiyor mu?
DEMİRKOL- Doğru. Ancak, bu glikozu her türlü karbonhidrat içeren bitkiden vücut elde ediyor. Kanser hücresi de şekerle besleniyor. Özellikle kemoterapi gören asla şeker yememeli.
Şeker pancarından veya şeker kamışından elde ettiğimiz şeker ’sakaroz’, iki ayrı molekülden oluşan bir birleşik moleküldür. Sakarozu biz yer yemez vücudumuzda glikoz ve fruktoza ayrışır. Glikoz kan şekerimizin de adıdır. Hemen kana karışır ve kan şekerini yükseltir. Vücudumuz şekerin zararlı olduğunu bildiği için korkudan hemen insülin salgılar. Çok fazla miktarda şeker yemişsek, gereğinden fazla insülin salgılanır. İnsülin o şekeri hemen alır vücudun bir enerji açığı varsa kısmen enerjiye dönüştürür. Ama insan vücudu çok tasarruflu bir biyolojik bünye. Çok az enerjiyle çok işler yapabilir. Mutlaka yediğiniz şekerde bir fazlalık olacaktır. Bu fazla şeker, insülin aracılığı ile ya kas ve karaciğerdeki şeker depolarına götürülecek ki, vücudumuzun şeker deposu 120 gram kadardır. Orası da sürekli doludur, hiç boş kalmıyoruz çünkü. İnsülin bu şekeri alacak ve yağa dönüştürecek. Dolayısıyla sizin yediğiniz şeker vücudun değişik bölgelerinde yağlanmalara sebep olacak. İnsülin salgılandığı için bir de tokluk hormonu salgılanır. Hiç olmazsa şekerin glikoz bölümü bir derecede tokluk yarattığı için daha fazla şeker yemenizin de önüne geçmiş olur.
Şekerin ikinci bölümü olan fruktoz; çok az oranda insülin salgılatır. Dolayısıyla sınırsızca yiyebiliriz. Fruktoz günde 15 gram kadar vücudumuzda metabolize edilebiliyor. Değişik kimyasal süreçlerin içine katılabiliyor. Bu da 30 gram şekerdir. Günde bundan fazla yenirse karaciğerde trigliserite dönüşür. Trigliserit kan yağıdır. Bu hem karaciğer yağlanmasına, hem damar sertliğine, hem de vücudumuzun yağlanmasına yol açar. Bugün Amerika’da alkole bağlı sirozdan daha çok, karaciğer yağlanmasına dayalı sirozdan karaciğer nakli gereksinimi duyuluyor.
“MEYVE YİYORSAN, ŞEKER YEME”
AYDINLIK- Yiyeceklere ve içeceklere bunu tercüme edersek.
DEMİRKOL- Bir kutu meşrubatta 35 gram; 200 gram meyvede 30 gram şeker vardır. İnsanoğlunun 200 gram meyve dışında hiç şeker yememesi gerekir. Diyelim ki çok aşerdiniz, 2 parça çikolata yediniz, o gün meyve yemeyin. Bir matematik yapmak zorundayız. Elbette, meyveden elde etmiş olduğumuz bir takım vitamin ve antioksidanları da feda etmiş oluyoruz.
AYDINLIK- Meyvelerin şeker oranları farklı değil mi?
DEMİRKOL- İncir ve muz en çok şeker içerenler. Ama onun dışındaki meyveler aşağı yukarı aynı.
AYDINLIK- Okuyucularımız söyleşimizden sonra bir reçete çıkartabilirler mi? Bunu yemeyeceğim, şunu yemeliyim diyebilir mi? Bu sistemin içindeyken, nasıl başaracaklar bunu?
“HAYVANLARA YAPTIĞIMIZ…”
DEMİRKOL- Ben kendim yapmadığım şeyleri topluma anlatamam. Ben böyle ve de çok keyifli yaşıyorum. Sunulanlar içinde sağlıklı beslenmeyi bir şekilde yapmak mümkün.
AYDINLIK- Aslında hayvanlar yapabildiklerine göre.
DEMİRKOL- Hayvanlar yapamıyor bu işi, Çünkü; hayvanları biz besliyoruz. Tıkıyoruz ahırlara “şunu yiyeceksin” diye hayvanlara hayvanlık yapıyoruz.
AYDINLIK- Oysa tavuklar bütün gün eşelenir durur, ihtiyacı olanı seçer yerdi. Filler örneğin hastalandığı zaman belli ağacın yapraklarını gider yermiş ilaç niyetine.
DEMİRKOL- Evet bu tüm hayvan aleminde var. Kaliforniya Valisi bütün o rambo görüntüsüyle Amerika’da en aklı başında valilerden biri oldu. İki büyük atılımı oldu. Bir tanesi; okullarda meşrubat satışını yasakladı. İki; patates cipsinin üzerinde, “öldürücüdür” yazısı konuyor.
AMERİKA’NIN MISIRINI TÜKETECEĞİZ DİYE…
AYDINLIK- Cips deyince öteki düşmana mı geçiyoruz?
DEMİRKOL- Yok, bir konu daha var. Son yıllarda yeni akım mısırdan şeker elde etmek. 1920′li yıllarda Amerikan başkanı “benim köylüm mısırdan kalkınacak” fetvasında bulundu. Gerçekten de çok büyük teşvikler verildi. Göz alabildiğince mısır ekildi. Dünya mısır ekiminin yüzde 40′ı Amerika’dadır. Bunu sadece hayvan yemi yaparak ya da başka yollarda tüketemeyince değerlendirme yolları arandı. Japonlar mısırdan şeker elde etmeyi keşfetti. Amerika hemen balıklama atladı bu yöntemin üzerine. Artık şeker endüstriyel. Sıvı olduğu için paketlenip satılamaz. Ama her türlü dondurma, meşrubat, şerbette kullanılıyor. Bakıyorsunuz şimdi baklavacı artık şerbetini kendisi yapıp dökmüyor. Kartal’dan fabrikadan hazır fruktoz şerbeti geliyor.
KOLESTEROL DÜŞMANLIĞI
AYDINLIK- Ama bunun daha sağlıklı olduğu yazılıp çiziliyor.
DEMİRKOL- Maalesef. Şimdi bilgi çağındayız ya! Bence bilgiye ulaşmanın en zor olduğu çağdayız. Çünkü, ekonomik kazanç kaygısı her türlü bilginin üzerine binmiş durumda. O kadar büyük bir rant var ki, gerçeğe ulaşmanın en zor olduğu dönemi yaşıyoruz.
Biraz önce dediğimiz gibi 15 gramdan fazla fruktoz yağa dönüşüyor ve bizi hasta ediyor. Nasıl demir paslanınca eskir, bu paslanmanın bilimsel adı oksitlenmedir. Vücudumuzdaki hücreler de oksitlenir ve yaşlanır. Birtakım gıdalarla oksitleyici, bir de bunu engelleyici maddeler alırız. Örneğin, üzüm çekirdeği. Gerçekten bu sistem bizim organizmamızın yaşlanmasını belirleyen, hastalanmasını, kanser gelişimini belirleyen ana faktör. Bakın bir kolesterol furyası aldı gidiyor. Kolesterol anne sütünde, yeni bir hayatın doğması için ana nesne olan yumurtada bolca var. Demek ki insan hayatının gelişme döneminde inanılmaz gereksinim var. Bakıyorsunuz kolesterol düşmanlığı sarmış ortalığı.
“KOLESTEROL MASUM, BİZ SUÇLUYUZ”
AYDINLIK- Kolesterolün ölçüsü de zaman zaman değişiyor. Bunun modası olur mu?
DEMİRKOL- Bakıyorsunuz LDL 130′a kadar normalde. Üç sene sonra 100, şimdi de 60 olsun diyorlar. Yakında sıfıra indirecekler. Aslında, kolesterol masum. Bizler suçluyuz. Fruktozu yani tatlı şekeri yiyerek oluşturduğumuz trigliseritler, kolesterolün oksitlenmesine sebep oluyor. Yağsız kuzu şiş yediğinizi varsayalım, yanında da meyve suyu içiyorsunuz. Sadece kuzu şişi yeseniz bir zararı yok, ama kırmızı etten aldığınız kolesterolü, meşrubattan aldığınız şeker trigliserite dönerek oksitlediğiniz için damar sertliği oluşuyor. Biz insanlara “kardeşim kolesterol zararlı değil. Ama oksitlenmesine izin verme” diyeceğimize, ilaç firmaları kolesterolü düşürecek ilaç keşfediyor. Biz masum olanı indiriyoruz. Eğer oksitleyici maddeleri düşüremiyorsak, oksitlenen maddeleri azaltalım. Ama esas insan mantığı ne diyor? Oksitleyen maddeleri azalt.
Yine oksitleyici bir madde, damar sertliği yapan doymuş yağ asidi. Bu madde yapay beslenen hayvanların sütünde var, depo yağlarında var. Ama bizim ineğimiz merada otlasa, doğru beslense doymuş yağ asidi sütte ve hayvansal yağda sıfır olacak. Dolayısıyla kolesterol oksitlenmemiş olacak.
Aç veya tok olduğumuzu hissettiren iki çeşit hormon bulunur. Bunlar grelin ve leptin hormonlarıdır. Grelin hormonu iştahı devamlı açık tutarak beyne çok açık ve net bir mesaj gönderir; “yemek yemelisin!”. Diğer hormon leptin ise beyne midenin dolu olduğunu mesajlar ve tokluk hissi yaratır.
Gerçekten çok acıkmış olduğunuzda grelin hormonu her 20 ila 30 dakikada bir beyine mesaj yollar. Bu mesajların her birinin 30 dakika etki süresi vardır bu 30 dakikalık sürede ihtiyacınız olandan fazlasını yemenize neden olurlar.
Eğer biraz yemek yiyip 20 dakika kadar beklerseniz leptin hormonu beyne tokluk mesajı yollar ve sizi çok yemek yemekten kurtartır.
O yüzden karnınızın tam dolmasını beklemeden yemeyi yarıda kesip 20 dakika bekleyin, gerçekten ihtiyacınız olan kadarını yemiş olduğunuzu anlayacaksınız.
Karnınızın Guruldamasını Nasıl Durduracaksınız?
Kahvaltı: Kahvaltıda gıda lifi açısından yüksek oranlı yiyecekler ve şekersiz (az şekerli de olabilir) besinler tüketmeniz gerekiyor. Sebzeli ve yağsız bir omlet bu konuda size yardımcı olabilir.
Ara Öğün: Öğle yemeğinden önce acıkırsanız bir elma veya bir adet havuç yiyin. Hatta öğle yemeğinden yarım saat önce yemek çok faydalı olacaktır.
Öğle Yemeği: İşleri akışına bırakın, eğer ki çok fazla yiyecek hakkında düşünürseniz grelin beyne anında mesajları yollamaya başlar. İyi veya kötü kararları kendiniz vereceksiniz. Doymaya başlamadan yemeği bırakıp biraz bekleyebilirsiniz. Eğer sağlıklı olduğunu düşünüyorsanız, öğle yemeğinde 3-4 çeşit besini tüketebilirsiniz.
Örnek olarak iyi bir öğle yemeği biraz tavukla beraber bir tabak salata olabilir. Yanında ise bir kase sebze çorbası içebilirsiniz.
Ara Öğün: Akşam üzeri 16:00 civarlarında hafif bir ara öğün uygun olabilir. Size kalori verecek fakat leptin hormonunu tetiklemeyecek yiyecekler bulunmaktadır.
Biraz fındık veya ceviz yiyin. İçinde ‘iyi’ yağlardan bulunur. Sadece beyine gidecek mesajda biraz yağ aldığınız bulunur, açlık hormonunu tetiklemez.
Akşam Yemeği: Gün içindeki öğünleri kaçırmayın, eğer kaçırırsanız çok fazla açlık hissi duyarsınız ve leptin hormonu bu fırsatı kaçırmadan yollayacağı mesajlarla ihtiyacınızdan fazla yemenize sebebiyet verir.
Dr. Michael Roizen ve Dr. Mehmet Öz’ün önerisi: Pirinç açısından zengin (iyi bir karbonhidrattır) bir yemek ve somon balığı menüyü oluşturabilir. Tatlı olarak ise siyah çikolata veya meyve yiyebilirsiniz. Eğer alkol almak istiyorsanız bunu makul miktarda ve tatlı niyetine almalısınız. İkisini aynı öğünde tüketmeyin.
Nerede yediğiniz önemli
Genellikle soğuk ve loş ortamlarda yemek yiyorsunuz. Bu yüzden restorantlarda ışıklar loş olur ve klimalar da tam güç çalışır. Bunu yapmayın.
Az yemek yiyebilmek için yemek yiyeceğiniz mekanın aydınlık ve sıcaklığın da yüksek olmasına özen gösterin.
Son Yorumlar