1. Su içmemek veya az içmek.
2. (Özellikle çalışan kişilerde) akşam eve geldikten sonra yemek zamanına kadar atıştırmak ve sonra tekrar yemek.
3. Hızlı yemek, büyük lokmalar almak, az çiğnemek, yemekte çatalı kaşığı elinden hiç bırakmamak.
4. Öğün atlamak, öğlen aralarında sürekli bir şeyler atıştırmak.
5. Yemek yerken konuşmak, TV seyretmek, gazete okumak gibi başka aktivitelerle uğraşmak.
6. Sıkıntılı veya stresli durumlarda aşırı yemek.
7. Ziyaret ve davetlere sık sık katılmak ve ikramları reddetmemek.
8. Akşam yemeğinden sonra yatıncaya kadar sürekli yemek.
9. Güne geç başlamak, 8 saatten fazla uyumak.
10. Kalorisi yüksek, sevilen yiyecekleri göz önünde bulundurmak.
* Yemeyi otomatik hale getirmek için günde bir öğünü değiştirin ve aynı yiyecekleri farklı öğünlerde kullanın.
* Kendinizi sürekli tok hissetmek için gün boyunca yiyin.
* Yiyecek etiketlerini inceleyin. Yüksek früktoz mısır şurubu (HFCS) kullanılmış veya porsiyon başına 5 mg’dan fazla basit şeker, zenginleştirilmiş un veya doymuş yağ içeren yiyeceklerden uzak durun.
* Doyma sinyalinin beyninizden midenize gitmesine izin vermek için öğünden önce biraz sağlıklı yağ yiyin (bir avuç kuruyemiş gibi); böylece öğün sırasında aşırı yemezsiniz. Sabahları öğleden sonraki açlık duygusunu bastırmak için lif yiyin.
* Obezlik etkisine karşı duran iltihaplanma karşıtı yiyecekler yiyin; yeşil çay, Omega-3 yağ asidi (balıkta ve cevizde bulunur), kahve, sebze ve meyve bu konuda idealdir.
* Bel ölçüsü kontrolünde etkili olan iki baharat gösterilmiştir: Kırmızı biber ve tarçın.
* Yemekten önce bir-iki bardak su için. Açlık sinyali olarak algıladıklarınız, aslında susuzluk sinyali olabilir.
* Açlığınızı bastıracak acil durum yiyeceklerini el altında bulundurun; Havuç, elma veya nane şekerleri gibi.
* Açlığınızı 1 ve 7 arasında değerlendirin (1 çok aç, 7 tıka basa tok olarak). Sürekli 3 ve 4 arasında kalmaya çalışın; gün boyunca ortalama miktarlarda yiyin.
* Öğünlerinizde 20 santimlik tabaklar kullanın. Daha küçük yemek tabakları, daha az porsiyonlar demektir.
Cilt altındaki yağların karbondioksit gazı ile yok edilmesine dayanan ‘karboksiterapi’ tek başına zayıflatmıyor. Yanında mutlaka diyet şart… Bu yöntemle zayıflamak için illa her tarafınıza iğne yaptırmanız da gerekmez. İki aylık uygulama fayda etmez. İşte, son günlerin en popüler zayıflama yöntemi hakkındaki gerçekler…
Günlük diyetlerde önce su, kas ve en son yağ kaybedersiniz. Bu da oldukça uzun zaman alır. Yağları kaybetmek için geçecek süreye sabredememek de cabası… Artık, bu dengeyi alt üst edecek bir yöntem var ve hızla yaygınlaşıyor. Karboksiterapi, vücudunuzdan su, mineral kaybetmeden yağı yok etmeyi vaat ediyor. Eğer 90 kilo iseniz 4 ay sonunda 18 kilo verebilirsiniz. Tabi ki kurallarına uyarsanız… Cilt altındaki yağların karbondioksit gazıyla yok edilmesine dayanan ‘karboksiterapi’ son günlerin en popüler zayıflama yöntemlerinden biri. Kişinin yağları fazla ve bir de diyet ve egzersizden hoşlanmıyorsa çareyi vücuduna karbondioksit gazı enjekte ettirmekte buluyor. Oysa, bilinenin aksine karbondioksit tek başına zayıflatmıyor… Bu yöntemin başarılıolması için beraberinde diyet yapmak şart… Üstelik, bu tedaviden fayda görmek için her tarafınızı iğne izleriyle doldurmanıza da gerek yok. 2 aylık karboksiterapi uygulaması fayda sağlamaz. Dr. Dream Estetik ve Güzellik Merkezi Medikal Estetik Uzmanı Dr. Fevzi Özgünül son zamanların popüler zayıflama yöntemini anlattı:
SADECE DAMARI AÇAR
“Karbondioksit gazının cilt altındaki yağ dokusuna enjekte edilmesi esasına dayanan karboksiterapi yöntemi, tek başına zayıflatmaz. Çünkü, karbondioksitin normal şartlarda bir etkisi yok. Nefes yoluyla vücuttan atılıyor ve bu sırada da herhangi bir zarar vermiyor. Ancak, vücudumuz kendi içinde oluşan herhangi bir olumsuzluğu hemen tespit ederek, bunu yok edebilecek yapıya sahip. Karboksiterapide de vücudun bu özelliğinden faydalanılıyor. Cilt altındaki yağ hücrelerine karbondioksit verilerek, vücudun bu bölgedeki gazı temizlemek için oraya daha fazla kan göndermesi sağlanıyor. Böylece yağda normalde az bulunan damar sayısı artıyor ve damarlar genişliyor. Yöntemin zayıflamayı sağlaması için ise, düzenli diyet şart. Çünkü, diyet yaparken enerji ihtiyacı artan vücut, bu açığı kapatmak için, yağları kullanmaya başlıyor. Diyet yapılmadan sadece karbondioksit terapisi işe yaramıyor.”
YÜZDE 20 GARANTİ
Karbondioksit terapisinin başarılı olabilmesi için 4 ay boyunca düzenli seanslarla uygulanması şart. Bu konuda yapılan en büyük hatalardan birinin ’sık aralıklarla 15 seansta işlemi tamamlamak” olduğunun altını çizen Dr. Özgönül şöyle konuştu: “Karbondioksit 2 ayda etkisini gösterir. 1.5 ayda tamamlanan bir terapinin faydası olmaz. Ancak 4 ay sonunda ağırlığın yüzde 20’si kilo verilmiş olur. Diğer yandan bir bölge için çok sayıda iğneye gerek yok. Meselâ bacağın bir bölümüne yapılan enfeksiyon, tümüne de yayılır. Fazla enjeksiyon yapmak sadece acı verir.”
DiYABETTE OLUŞAN YARALARA iYi GELiR
Medikal Estetik Uzmanı Dr. Fevzi Özgönül, karboksiterapinin fayda sağladığı diğer hastalıkları da şöyle sıraladı: “Şeker hastalığında damarlar daraldığı ve bu bölgelere kan gitmediği için özellikle ayaklarda yaralar oluşur. Karboksiterapi ile bu bölgeye karbondioksit gazı verilerek, vücudun bu gazı temizlemek için bölgeye kan göndermesi sağlanır. Böylece damarlar genişler. Kanla beslenen doku iyileşmeye başlar. Yine yüzün canlılığını sağlayan kandır. Cilt altına karbondioksit gazı verdiğinizde orada canlanma olur. Böylece yüz cildi parlaklık kazanır. Saçlı deride aynı işlemi yaparak, saçları canlandırmak mümkün. Kas tutulmalarını da bu yolla iyileştirebilirsiniz.”
NERELERDE UYGULANIYOR?
Karboksiterapi, bacak içi, kalça, kollardaki yağlanmalarda, yüz de (gerginlik sağlar) ve saç derisinde (canlandırır) etkili olur. Başlangıçta haftada iki seans, sonrasında haftada bir seans şeklinde uygulanır. Her seans 45 dakika ile bir saat arasında değişir. Birlikte kullanılacak sıkılaştırma teknikleri, egzersizler, selülite karşı mezoterapi ile kombine edilebilir.
Besin seçimleri sağlığınızı doğrudan etkiler. Yiyip içtikleriniz hangi hastalıklara yakalanacağınızı ve hangi hastalıklardan korunacağınızı belirleyen köşe taşları gibidir.
Zeytinyağı hakkında yeni araştırma
Besin seçimleri sağlığınızı doğrudan etkiler. Yiyip içtikleriniz hangi hastalıklara yakalanacağınızı ve hangi hastalıklardan korunacağınızı belirleyen köşe taşları gibidir.
Üzüm ve nar suyunun antioksidan güçlerini, çinkonun bağışıklık marifetlerini, siyah çikolatanın kan basıncını düşüren etkilerini, cevizin, keten tohumunun damar koruyucu özelliklerini okuyup öğrendikçe siz de şaşırıyor olmalısınız.
Ülkemizde yetişen besinlerin pek çoğu birer sağlık mucizesi, birer ilaç gibidir. Öyle görülüyor ki, yakın bir gelecekte, Hipokrat’ın düşü gerçekleşecek ve yiyeceklerimiz birer doğal ilaç muamelesi görecek. Mucize yiyeceklerimizden biri de zeytin ve zeytinyağıdır. Zeytinin, zeytin ağacının meyvesi olduğu düşünülürse, zeytinyağı yerine “zeytin suyu” demek belki daha doğru olacak. Zeytinin sağlık yararlarını kanıtlayan çalışmalara her gün bir yenisi daha ekleniyor. Zeytini ister yiyin, ister yiyeceklerinizde yağını kullanın ya da ekmeğinizi banın, vücudunuza sürün ama asla tam bir sağlık mucizesi olduğunu unutmayın.
Yeni yapılan bir çalışma (Dr. Katherine Tuttle, Providence Research Center), düzenli zeytinyağı tüketiminin, kalp ataklarına karşı güçlü bir korunma sağladığını ortaya koydu. American Collage of Cardiology’nin son konferansında, açıklanan çalışma sonuçları çok önemli. Bu çalışmanın eski bilinenleri doğrulayan yönleri de var: Günlük toplam kalorinin, doymuş yağ tüketiminden kaynaklanan kısmı yüzde 7’yi geçtiğinde, kalp sorunları artmakta. Toplam yağ tüketimi, günlük kalori tüketiminin yüzde 30’un altında kaldığı beslenme planları, kalbi daha iyi korumakta. Eğer, bu yağları, Omega-3 yağ asidinden zengin olan, çoklu doymamış yağlarla güçlendirirseniz, kalp koruyucu etkiler daha da öne çıkmaktadır…
Çalışmanın en dikkati çeken bölümü, zeytinyağının damar dostu özelliklerine ilişkin bulgular. Zeytinyağı miktarı abartılmadığı takdirde, kalp-damar hastalıklarının panzehiri gibi görülüyor. Bu özelliği, tekli doymamış yağlardan zengin olmasından ileri geliyor. Tekli doymamış yağların, özellikle zeytinyağının, kötü kolesterol LDL’yi artırmadığı, iyi kolesterol HDL’yi azalttığını gösteren güvenilir bulgular var. Ayrıca, zeytinyağı, kötü kolesterol LDL’nin okside olmasını engelleyici antioksidan bir güç de taşıyor. LDL oksidasyonu damar sertliğini başlatan süreçlerin ilk sıralarında yer alıyor.
Eğer, daha güçlü damarlara sahip olmak istiyorsanız, beslenme planınızda, yağları seçerken zeytinyağına daha çok yer bırakın. Mide kanserinden, helikobakter kolonizasyonuna, antioksidan etkiden, cilt yaralarına kadar, muhteşem bir yelpazede, sağlık yararlarına sahip olan bu mucize besine daha çok şans tanıyın.
Krampların nedenleri
l Şeker hastalığı
l Su ve tuz kaybı
l Potasyum eksikliği
l Parkinson hastalığı gibi bazı sinir sistemi hastalıkları
l Alkol kullanımı
l Bazı ilaçlar (niyacin, idrar söktürücüler, kalsiyum kanalı engelleyiciler, bazı antidepresanlar)
l Hamilelik
l Uzun süreli oturma ve hareketsiz kalma
Ne yapmalı
l Kramp giren bacağınızın üzerinde yürümeyi deneyin.
l Kramp oluşan kas grubuna masaj yapın.
l Bacağınızı dümdüz uzatın ve kramp ile kasılmış olan kasınız gevşeyinceye kadar ayağınızı bileğinizden esnetmeye çalışın.
l Kramp bölgesine soğuk buz torbası veya su uygulayın.
l Sıcak bir banyo yapın.
l Su tüketiminizi artırın.
Hormon tedavisi dikkat ister
Menopoz sürecinde ortaya çıkan sorunların tedavisi için hormonlardan yararlanmayı düşünüyorsanız bu ilaçların sadece yaşam kalitesini olumsuz etkileyen belirtileri gidermek için kullanılması gerektiğini bilmelisiniz. Eğer bu ürünleri kullanmaya başladıktan sonra memelerinizde herhangi bir değişiklik fark ederseniz vakit geçirmeden doktorunuzla konuşmalısınız. Eğer rahim kanseri gibi bilinen veya şüphe edilen hormonla ilişkili herhangi bir tümör öykünüz mevcutsa, bu ilaçlar kullanılamaz. Eğer bu ilaçları kullanıyorken kan basıncında yükselme, karaciğer fonksiyonlarında bozulma gibi problemler oluşursa en kısa zamanda doktorunuzla görüşün.
Aman düşmeyin
Yaşlılarda en sık karşılaşılan problemlerden biri düşmelerdir. Düşme sorunu kadınlarda daha sık görülmekte, ölümcül bile olabilmektedir. Kırık oluşumu gibi fiziksel sonuçların yanı sıra ciddi psikolojik yan etkiler de doğuran düşmeler, uzun süreli iyileşme dönemlerine, dolayısıyla sosyal sorunlara da yol açıyor. Düşmelerin sebepleri arasında, görme bozuklukları, bazı sinir sistemi hastalıkları, parkinson hastalığı, inme, demans, bazı ilaçlar (sedasyon ilaçları, idrar söktürücüler, bazı kalp ilaçları), kemik erimesi gibi sağlık sorunları ve çevre etkisi gibi faktörler gösterilebilir.
Bunları yapın
Doktorunuzla görüşün: Siz de beklenmedik bir anda düşmek istemiyorsanız, doktorunuzdan kullandığınız ilaçların, hastalıklarınızın düşme riski taşıyıp taşımadığını öğrenin. Özellikle düzenli göz muayenesi yaptırın.
Düzenli bir egzersiz: Düzenli egzersiz, kas gücünüzü, esnekliğinizi ve vücut koordinasyonunuzu artırıp, kemiklerinizi güçlendirecektir.
Evde değişiklikler yapın: İşe odalardaki kablo, magazin, kutu gibi hareket zorluğu yaratacak objeleri kaldırmakla başlayın. Yerde kalkmış parkeleri tamir edin, yere dökülen sıvı-yiyecekleri hemen temizleyin. Banyonuzun zeminine kaymayı önleyici bir paspas ve tabure koyun.
Kadınlar için daha çok demir
Kadınların adet süresince ortalama 50 mg kadar demir kaybedebilecekleri bilinmektedir. Bu nedenle doğurganlık yıllarında kadınların demir gereksinimleri artmakta, menopoz döneminde yeniden azalmaktadır. Demir eksikliğine bağlı kansızlık sorununun kadınlar arasında yaygın olmasının diğer bir sebebi de, hamilelikler, sık sık uygulanan diyetlerdir. Hamilelik döneminde anneler bedenlerindeki demirin önemli bir kısmını bebeklerine vermektedir. Yanlış planlanmış diyetler de demir eksikliğini kolaylaştırabilir. Demirden zengin bir beslenme; yağsız kırmızı eti, kümes hayvanlarını, kuru baklagilleri ve yeşil sebzeleri içermeklidir.
Son günlerde diyet yapmama rağman vücudumda şişlikler hissediyorum. Vücudumda su artmış olabilir mi?
Ödem sizi yanıltmasın
Diyet yaparken sıvı tüketiminize son derece dikkat etmelisiniz. Uygulanan tüm zayıflama diyetlerinde ’günde en az 8-10 bardak kadar su içilmelidir’ ifadesini sıklıkla duymuşsunuzdur. İşte bunun nedenlerinden biri de diyet esnasında vücutta ortaya çıkabilecek sıvı birikimini (ödemi) önlemektir. Ayrıca sıvı alımınızdaki azalma bazı minarelerin dengesini de bozabilir. Buna bağlı olarak da vücutta şişlik hissi oluşabilir. Örneğin potasyum eksikliğinde vücutta sıvı birikimi ortaya çıkabilir. Bu eksikliği vücudunuza hissettirmemek için potasyumdan zengin başlıca besinleri bir kenara not edin.
Kayısı, şeftali, muz, kuru kayısı, havuç, domates, sarmısak, kurubaklagiller yüksek oranda potasyum içerir. Ayrıca günlük çay ve kahve tüketiminizin fazla olması da vücut su dengenizi bozabilir.
Son Yorumlar