Bazı deri hastalıkları, stres, uygunsuz saç bakımı ve kozmetik ürünlerin saç dökülmelerine yol açabildiği bildirildi. Esenler Hayat Hastanesi Plastik ve Rekonstrüktif Cerrahi Uzmanı Op. Dr. Tamer Yavaş, normal bir insanda günde ortalama 100-150 saç telinin döküldüğünü söyledi. Erkeklerin yüzde 30′unda 25 yaşında, yüzde 40′ında 40 yaşında, yüzde 50’sinde ise 50 yaşında ”androgenetik” denilen, hormonal nedenlere bağlı saç dökülmesi meydana geldiğini belirten Yavaş, ”Bu ‘erkek tipi saç dökülmesi’ olarak adlandırılsa da kadınlarda da en sık görülen saç dökülmesi tipidir” dedi. Yavaş’ın verdiği bilgiye göre, saç dökülmesinin nedenleri şunlar: Deri hastalıkları, Bazı ilaç ve hastalıklar (kanser tedavisi gibi) Stres, Uygunsuz saç bakımı ve kozmetik ürün kullanımı, Genetik, Doğum yapma, Yüksek ateş, ağır enfeksiyon ve soğuk algınlığı, Triod hastalıkları, Eksik protein içerikli beslenme, Doğum kontrol hapları, Demir eksikliği, Büyük cerrahi girişimler ve kronik hastalıklar, Mantar hastalıkları, Dökülmeyi önleyen ya da saçın yeniden çıkmasını sağlayan ilaçlar bulunduğunu belirten Yavaş, cerrahi yöntemler uygulanarak da saç ekilebildiğini veya saçsız alanın daraltıldığını söyledi.
Aşırı sıcak ve nemli havanın, insanların tahammülkarlığını düşürdüğü ve ani tepki vermesine neden olduğu bildirildi. Psikolog Ceyda Subaşı, aşırı sıcak hava ve nemin özellikle çalışan insanların tahammülkarlığını azaltarak depresyona neden olduğunu söyledi. Subaşı, “Yaz aylarının başlamasıyla birlikte özellikle sıcak ve nemli hava strese neden oluyor. Sıcaktan bunalan insanlar fevri hareketler sergiliyor, çabuk sinirleniyor ve çok kolay tepki verebiliyor” dedi. Mevsimle birlikte insanlarda panikatak hastalığının da arttığını belirten Subaşı, “Sıcakta çalışan insanlar bir an önce işini bitirip serin bir yere gitmek isteği için işini çok hızlı yapmak istiyor. Bu nedenle panikatak meydana geliyor. Çalışan insanlar dışarıda çok kalıyorsa ve sıcakta çalışmak zorunda ise küçük molalarla çalışmalı. Kendine 10 dakika aralarla dinlenme molası vermeli. Bol bol sıvı tüketilmeli” diye konuştu. Aşırı sıcaktan dolayı insanların kalp atışının hızlandığına dikkat çeken Subaşı, şunları söyledi: “Sıcaktan dolayı insanların beynine kan gidiyor, bu nedenle çalışmak zor oluyor. Ve en ufak bir harekette insanlar sinirlenebiliyor. Yazın sıcağında araç kullanan kişiler önceki mevsimlere göre daha gergin oluyorlar. Yazın stresten uzaklaşmanın en iyi yolu psikolojik olarak kendimizi sıcağa hazırlamamızdır. Yani sıcak ve nemli havayla yaşamayı öğrenmemiz gerekiyor.” Yazın sıcaktan kaynaklanan stresten kurtulmak için önce 10′a kadar sayılması, ardından da derin derin nefesler alınarak egzersiz yapılması gerektiğine işaret eden Subaşı, “Bunlar yapılmadığı zaman insanda kalp rahatsızlığı, tansiyon ve kolesterol gibi hastalıklar meydana gelebilir” dedi. Türkiye’de aşırı sıcaklar nedeniyle 65 yaş üzeri her 1 milyon kişiden 5′inin öldüğünü belirten Subaşı, yaşlılar, bebekler, şişmanlar, kalp-damar hastaları, yanık, egzama, sedef, ter bezi bozuklukları olanlar, hareketsiz kalanlar, sporcular, nöbetçi askerler, madenciler ve itfaiyecilerin risk altında olduğunu sözlerine ekledi.
Bazı kişiler için çevre çok önemlidir. Yani yaptığı her bir hareket için çevre ne der acaba diye düşünmeden yapamaz. Lisedeyken psikoloji dersinde okuduğumuz bir konuda şöyle diyordu: “Pijama ile sokağa çıkılamaz diye bir kanun maddesi yoktur ama toplum baskısından dolayı çıkamazsın. Yani toplum bazı davranışlarımızı belirler.” Yaşamımızda bazı hareketleri yapamayız. Hep arkadaşlar ne der acaba? Komşular ne der acaba? İş arkadaşlarım ne der acaba? Eşim, çocuklarım, annem, babam ne der acaba? Çoğu zaman aklımızdan çılgınlık yapmak geçer ama hemen çevremizdekiler aklımıza gelir ve vazgeçeriz. Ama bazen de umursamayız. Peki neden? Çünkü önceliklerimiz vardır. Bazı şeylerden vazgeçebiliriz ama bazılarından asla vazgeçemeyiz. Size bir soru sormak istiyorum; Siz öldükten sonra sizin için neyin söylenmesini ya da neyin asla söylenmemesini istersiniz?Diyeceksiniz ki ben öldükten sonra ne söylerlerse söylesinler umrumda bile değil
Bu da bir bakış açısı olabilir. Ama ben şöyle düşünüyorum: Bu dünyaya sadece bir tesadüf olarak gelmedik. Gelişimizin bir nedeni olduğunu düşünüyorum. Bu dünyada bir iz bırakmadan ölmek, hiç kimsenin farkında olmadığı bir kişi olarak yaşamak istemiyorum. Benim önceliklerimden biri güvendir. Nasıl yani? Ben öldükten sonra benim için söylenmesini istediğim tek şey: “Tülay güvenilir biriydi. Söylediği gibi yaşadı ve hep yaşadığı gibi konuştu.” İşte bu bakış açısı benim önceliklerimden biridir. Bu yaşıma kadar yığınla insan tanıdım ve insanları sürekli gözlemledim. Bir gün sizinle çok samimi oluyor ertesi gün sizi tanımıyor bile. Çünkü o dakikada sadece sohbet etmek için yanında herhangi biri olabilir. O’nun için karşısındakinin çok önemi yoktur. Hayır bu tip insanı sevmiyorum. Eğer bugün biriyle sohbet ettiysem ertesi gün onu mutlaka tanırım. Yani aklıma estiği gibi davranmam. Yani rüzgar nerden eserse ona göre bir davranış şekli sergilemem. Kimse benim için: “Bırak ya şu Tülay Bilin’i, hiç sözünde durmaz, bugün çok samimi konuşur yarın seni tanımaz. Konuşması ile yaşaması arasında çok fark var. Şunu yapın, bunu yapın diye konuşur ama asla kendisi yapmaz vs….” işte bu cümleyi duymak istemiyorum. Ayrıca Tülay’a sırrını söyle ve asla endişe etme, acaba başkasına söyler mi diye. Bundan 30 yıl önceydi..İşyerinde bir arkadaşım bana çok önemli bir aile sırrını söylemişti. Ama o günlerde o kadar çok üzüntülüydü ki, her dakika göz pınarlarındaki yaşlar ile geziyordu. Diğer samimi olduğumuz arkadaşlar soruyorlardı bana; “Tülay bu kızın ne derdi var..seninle paylaşıyor bize de söyler misin?” Asla söyleyemem dedim. Ve o sırrını benimle paylaşan arkadaşım işyerinden ayrıldı. Ve bir daha birbirimizi görmedik. O yıllardaki diğer dostlarımla hala görüşürüz. Hala bana takılırlar; “Tülay artık o arkadaşın izini bile kaybettik..hadi söylesene o günlerdeki sırrı neydi o kızın?” Hayır söyleyemem derim ve gülüşürüz:) Gerçi o sırrını benimle paylaşan arkadaş bugün olsa kendi bile sırrını açıklayabilir. Çünkü o tarihte çok önemli dediğimiz olay bugün bir şey ifade etmiyor artık. Çünkü hayata bakışımız değişti. Toplumun değer yargıları değişti. Biz değiştik. Annelerimiz babalarımız bile değişti. Ama yine de söylemem. Kimse ben öldükten sonra “Tülay’a sakın sırrını verme gider başkalarına anlatır” diyemez. İşte bu benim için önemli.Hayatımın önceliklerinden beri güven. Bana güvenilmeli. O zaman bu isteğim doğrultusunda yaşamalıyım. Hem etrafına güven vermeyen bir insan olarak yaşayıp sonra da arkamdan güvenilir biri diye bahsetmelerini beklemek yanlış olur bence. O zaman önceliklerimizi belirlemeliyiz. Yani yaşam felsefemizi belirlemeliyiz. Öldükten sonra Tülay Bilin kimdir diye sorulursa ilk cümle şu olmalı; GÜVENİLİR BİRİYDİ…. Sevgiler Tülay Bilin tulay@karmaastrology.com Tülay Bilin kimdir? Tülay Bilin çok uzun yıllar Hürriyet Gazetesinde çalıştıktan sonra, Nisan 2006 ‘ya kadar Dünya Gazetesinde İnsan Kaynakları Müdürü olarak çalıştı. Uzun yıllardır kişisel gelişim konusunda aldığı eğitimleri 10 yıldır profesyonel olarak çevresiyle paylaşmaktadır. Haftada bir gün canlı radyo programı yapmaktadır
S: Dişime neden kanal tedavisi yapılması gerekiyor? C: Çürük, derin dolgu veya yaralanma sonucunda dişin sinir olarak bilinen ve “pulpa” adı verilen damar ve sinir paketinde hasara neden olabilir. Hasar az ise iyileşebilir ama hasar çok ilerlemiş ise zamanla pulpa hastalanır ve dişin kökünden etrafındaki kemik dokusuna kadar yayılır. S:Ne yapılması gerekiyor? C:Hastalıklı pulpa dokusunun alınması gereklidir. S:Kanal tedavisi nasıl yapılıyor? C: Lokal anestezi yapıldıktan sonra kanala giriş için dişin üstünden delik açıldıktan sonra çok ince aletlerle hasarlı pulpa dokusu çıkarılarak ve kanallar dezenfekte edilir ve daha sonra kanallar sıkıca doldurulur. Zamanla çevre dokular ve kemik iyileşerek dişin ağızda sağlam bir şekilde tutulmasını sağlayacaktır. S:Kanal tedavisi ne kadar sürer? C: Tek bir seansta bitebilir ama bir ya da iki ek seans gerekebilir. Bu dişin anatomisine, hastalığın derecesine ve çevre dokuların tedaviye verdiği cevaba bağlıdır. S:Kanal tedavisi yapılırken acıyacak mı? C:Lokal anestezi işleminden sonra acı duyulmaması gereklidir. Yapılan işlemi hissedebilirsiniz ama acımayacaktır. Pulpa çıkarıldıktan sonra acı hissetmeniz imkansızdır. Hissedilebilecek hafif rahatsızlıklar ise her türlü medikal tedavi sırasında rastlanabilecek hafif ağrılardır. Çevre dokuların ve dişin tam olarak iyilieşmesi ise 6 ay 1 yıl kadar sürer. S:Kanal tedavisinin alternatifi nedir? C: Eğer dişinize kanal tedavisi yaptırmazsanız, dişinizin çekilmesi gerekecektir. S: Kanal tedavisi yaptırmaya değer mi? C: Eğer dişinizi çektirirseniz daha sonra boşluğu doldurmak için yaptırmanız gereken protez çok daha maliyetli olacaktır. Ayrıca, çiğnemede ve estetik görünümünüzde problemler olacaktır. Yapılacak protez ise asla kendi dişiniz gibi olmayacaktır. S:Dişim ölecek mi? C:Dişi çevre canlı dokularla ilişkisi olmakla beraber; sıcak, soğuk ve tatlılara karşı hassasiyet hissetmeyeceksiniz. Pulpası alınmış dişin tıpkı diğer dişler gibi temizliğinin yapılmaya devam edilmesi gerekmektedir. S:Dişimin rengi kararacak mı? C:Dişin renginin kararmasını engelleyecek önlemler tedavi sırasında alınmakla beraber; kararma olabilir. Bu durumda beyazlatma yapılabilir ya da kuron uygulanabilir. Güzel bir gülümseme hem profesyonel hayatınızı hem de sosyal hayatınızı güzelleştirir.
Son Yorumlar