Wordpress Themes
Haz 13

Dünya Sağlık Örgütü verilerine göre; yaralanmaların yüzde 54′ü, ölümle sonuçlanan yaralanmaların da yüzde 25′i ev kazalarından oluyor. Türkiye’deki veriler de çocuk ölümlerinde ev kazalarının en önemli etkenlerden biri olduğunu gösteriyor. Evdeki tehlikelerin başında; düşme, haşlanma, kesikler ve çamaşır suyu içme geliyor. Marmara Üniversitesi Tıp Fakültesi Halk Sağlığı Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Doç. Dr. Dilşad Save, evlerin, çocuklar ve yaşlılar için tehlikeli alan olmaktan çıkarılmasında, yetişkinlere görev düştüğünü belirtti:”Sonradan acı çekmemek için, alacağımız basit önlemlerle, ev kazalarındaki yaralanma ve ölümleri en aza indirebiliriz.”

Haz 13

* Eşime ‘alerjik egzema’sı teşhisi kondu. Eczacı reçete edilen ilacın eşimin hastalığıyla ilgili olmadığını, bunu doktorumuzla konuşmamızda yarar olduğunu söyledi. Doktora durumu ilettik. Gerçekten alerji ilacı yerine, sehven bir antibiyotik yazılmış.

Hekimler, hata yapmayan kişiler değillerdir. Hekimlerin hastalarına kasıtlı olarak zarar vereceğini varsaymak pek olası değildir. Ancak, onlar da başkaları gibi unutabilirler, şaşırabilirler. Polikliniklerdeki uzun kuyrukların, sabırsızlanan hasta ve hasta yakınlarının baskısı altında kalan hekimin, yanlışlık yapma potansiyeli hayli fazladır. Dikkatsizlik, tedbirsizlik, dalgınlık, umursamazlık, ihmal, bilgi ve beceri yetersizliğinden kaynaklanabilen hekim hataları; diğer bir çok meslek mensubununkine göre çok daha kötü sonuçlar doğurur. Bundan dolayıdır ki; toplum hekimlerin hata yapmamasını ister. Bu talep, zamanla hekimlerin yanılmayacağı inancına dönüşmüştür. Oysa bu kanaat gerçekçi değildir. Hasta ve hasta yakınları, hekimlerin de yanılabileceğini akıllarından çıkarmasalar; hastalıkları ve tedavileri konusunda uyanık olurlar, daha çok bilgilenme, sorgulama gereksinimi duyarlar ve sağlıklarıyla ilgili olarak daha çok inisiyatif kullanırlar. Bu durum onları, olası hekim hatalarının mağduru olmaktan korur. Sonuç, sadece hastanın değil, aynı zamanda hekimin de lehinedir. Aynı yanılsama, hekimlerin kendilerinde de mevcuttur. Çoğu hekim, koyduğu teşhis ve uyguladığı tedavinin doğruluğundan kuşku duymaz. Yaptığı ameliyat ve girişimlerin usulüne uygun olduğuna inanır. Ortaya çıkan komplikasyon ve sorunları ya görmezden gelebilir veya bunların kendi hatası olmadığını, anestezi hatası, servis bakım kusuru veya teknik alt yapıdaki eksikliklerin ve aşırı iş yükünün doğal bir sonucu olduğunu söyler. Bazen de hasta ve hasta yakınlarını suçlar ve iyileşmedeki gecikme veya komplikasyonların onların ihmali, dikkatsizliği ve tedaviye uyum göstermemesinden ileri geldiğini öne sürer. Oysa, hekimlerin kendilerine bu kadar güven duymaları doğru bir yaklaşım değildir. Kimse hata yapmaya karşı korunmuş değildir. Teşhisimiz yanlış olabilir, tedavimiz yetersiz kalabilir, hastaya uyguladığımız girişimden dolayı istenmeyen sorunlar ortaya çıkabilir. Korku; kişiyi muhtemel hatalardan alıkoyan önemli bir mekanizmadır. Hata yapmaktan korkmayan kişiler, en sık hata yapması muhtemel kişilerdir. Korku, hekimi dikkat etmeye, yaptığı işi ihtimamla yapmaya zorlar. Eczacı ve hemşire gibi sağlık çalışanlarının hekimin hatasını yakalama ve uyarma sorumlulukları vardır. Örneğin birçok Batı Avrupa ülkesinde, ilacı, marketten herhangi bir ürün satın alır gibi alamazsınız. Eczaneye gittiğinizde, sizi çırak veya kalfa değil; beyaz önlüğü ve yaka kartıyla bizzat eczacı karşılar. Reçetenizi kontrol eder. Hastanın teşhisi, yaşı, gebelik ve emzirme durumu, alkol kullanımı ve almakta olduğu başka ilaçları, mevcut diğer hastalıkları ile verilen reçetedeki ilaçların uygunluğunu gözden geçirir. Önerilen doz ve kullanım şekline dikkat eder. Herhangi bir çelişki veya kuşkulu durum varlığında hastayı hekime yönlendirir. Herhangi bir sorunun olmaması durumunda da, ilaçları hastaya tanıtır; hangisini ne dozda, ne zaman, nasıl ve ne kadar süreyle alması gerektiğini, olası yan etkileri, ilacı nasıl ve ne koşullarda saklaması gerektiğini anlatır. Böyle bir kontrol mekanizmasının varlığı hem hasta, hem de hekim için büyük bir güvencedir. Umarım benzer uygulamaların ülkemizde de yaygınlaşmasını sağlayabiliriz.

Haz 13

Mükemmeliyetçi fakat hayatı huzur dolu bir insanla tanıştınız mı şimdiye kadar? Mükemmeliyetçi ve rekabetçi olma ihtiyacı ile iç huzuru birbirine ne kadar zıt değil mi? Pek çoğumuzun sürekli telaşlı, endişeli, rekabetçi olmasının ve hayatı sürekli bir koşuşturma içinde yaşamasının en büyük nedenlerinden biri; eğer biraz daha huzurlu ve şefkatli olursak amaçlarımıza ulaşamayacağımız korkusudur… Aslında tam tersinin geçerli olduğunu söylemek istiyorum. Bugün iş hayatında başarılı olmuş pek çok kişinin zekalarını sadece bir yönde, işyerlerinde kullandıkları bir gerçek. Geçenlerde bir arkadaşım başarılı bir iş adamı olan kocasının tek hobisinin iş olmasından yakınıyordu. Pek çoğu, başarılı olmak adına, aileleri ile ilişkilerinin ve sağlıklarının ellerinden gitmelerine göz yumabiliyor… Önemli olan; istediğiniz amaca ulaşmaya çalışırken iç dengenizi koruyabilmeniz, vücudun verdiği sinyalleri görebilmeniz ve kendinizi nasıl hissettiğinizi fark edebilmeniz.

KUSURSUZ OLMA TAKINTISI
Öyle bir toplumda yaşıyoruz ki, eğer hayatımızdaki şeyleri kusursuz yapamazsak bizde bir terslik olduğuna inanıyoruz. Her şeyi olduğu gibi kabul etmek, yetersizlik gibi görünüyor. Mesela sürekli kusur bulanlar… Başkalarının hayatını, yaşam şeklini veya görüntülerini sürekli eleştirenler, vermesi gereken birkaç kiloya takıntılı olanlar, tüm gün evi silip süpürenler… Bu tip bir stratejinin, yapabileceğinizin en iyisi olmakla bir alakası yok; sadece bu hayatta doğru gitmeyen her şeyi görmeye takıntılı olmanızla alakalı… Korku dolu düşünce şeklini ve kontrolü elinizde tutmak için harcadığınız enerji, içinizdeki tüm motivasyonu ve yaratıcılığı yok ediyor… Enerjinizi başka ne şekilde değerlendirebilirsiniz hiç düşündünüz mü? Kusursuz olma isteği; ruhumuza ve vücudumuza karşı çok büyük bir gaddarlık. Mükemmel olma arzusu yaptığımız her şeye sinsice giriyor, rahatlığı endişeye, tatmini tatminsizliğe dönüştürüyor. Her şeyin olduğundan daha farklı olması gerektiğine ısrar etme alışkanlığımızdan vazgeçmemiz gerekiyor. Her şeyin daha iyisini yapabilme arzusu, elimizde olanlardan zevk almamızı da engelliyor. Yani daha iyi bir iş, daha çok para, daha anlamlı bir ilişki… Hayatı yaşamaya başlamak için beklemek yerine, hayatı yaşayabilmeyi öğrenmek gerekiyor. Hayata bakış şeklimizdeki mükemmelliği azalttıkça, hayatın mükemmelliğini keşfetme şansımız da artar… Negatif ve güvensiz düşünce şeklinin nasıl kontrolden çıkabildiğini fark edin… Düşüncelerinize kendinizi kaptırdığınız zaman ne kadar gerginleştiğinizi hiç fark ettiniz mi? Mesela gecenin bir saatinde uykunuzdan uyanıp, ertesi gün yapmanız gereken önemli bir telefon görüşmesini hatırlayabilirsiniz.. Bu görüşmeyi hatırladığınız için rahatlayacağınıza, bu sefer ertesi gün yapmanız gereken diğer şeyleri düşünmeye başlarsınız. Patronunuzla yapacağınız konuşmayı beyninizde tekrarlayıp durursunuz. Bir düşünce atağından diğerine geçiş devam ettikçe yatağın içinde dönüp durursunuz. Çözüm; düşünceleriniz momentum kazanmadan beyninizde olanları fark edebilmek, düşünce atakları başlamadan ‘işte yine aynı şeyi yapıyorum’ diyebilmektedir. Gece uyandığınızda ertesi günkü konuşma için aklınıza bir fikir geldiyse, bunları bir kağıda yazın ve uykunuza devam edin… Genelde yapacaklarımızın geçici olduğuna kendimizi inandırırız. Hep yapacaklarımızın bir listesi vardır beynimizde ve bu listeyi bir tamamladık mı rahatlayıp, mutlu olacağız diye kendimizi kandırıyoruz. Ancak liste boşaldıkça yerine yenileri ekleniyor ve koşturmaca devam ediyor. Bu hayata sadece hayatta kalmayı başarmak ve uzun yasamak için gelmiyoruz. Hayatı tüm zenginliği ve pek çok yönü ile tecrübe etmek, yoğrulmak için buradayız. Ancak bu şekilde karşımıza çıkan fırsatları değerlendirebiliriz. Mutluluk bir bakış şeklidir, tavırdır, günlük pratiğinizin bir sonucudur. İstediğinize sahip olmak demek değildir.

Haz 13

Yaz aylarında en sık karşılaşılan sağlık problemlerinden biri de kulak iltihabı. Anadolu Sağlık Merkezi uzmanlarından Dr. Murat Şirin, kulak enfeksiyonlarının yüzerken veya duş alırken, dış kulak yoluna su kaçmasıyla oluştuğunu belirtiyor: “Kulak; dış kulak yolundaki salgı bezleri ile bir salgı üretir. Bazı durumlarda bu salgı, yüzerken veya duş alırken, kulağa kaçan su ile şişip dış kulak yolunu tıkayabilir. Bu durum, hastada kulakta dolgunluk hissi ve işitime kaybına yol açarak sıkıntıya sebep olur.”

Her türlü görüş ve şikayetleriniz için bizi betamedya@hotmail.com mail adresinden bize ulaşın. diyet