Kanser tedavisi görmüş veya görmeye devam eden kadınların çocuk sahibi olamama kaygısı taşıyor. Ameliyatla tek yumurtalığı alınmış olan, kemoterapi veya radyoterapi uygulanan, yumurtalığından kist alınan kadınlar; çocuk sahibi olmanın alternatif yöntemlerini köşe bucak araştırıyor. Ancak Amerikan Hastanesi Yardımcı Üreme Teknikleri Bölüm Şefi Doç. Dr. Bülent Urman’a göre, kadınların doğurganlık konusunu sorun etmelerine gerek yok: “Son zamanlarda yapılan bazı araştırmalarda, yumurtalık içinde yumurta oluşturma kapasitesine sahip kök hücrelerin varlığı dikkati çekmiştir. Devrim niteliğinde sayılabilecek bu gelişmelerin kadınların doğurganlık ve menopoz sorunlarına çare olabileceği açıktır.”
Dr. Levent Yücetin, koltuğunun altında taşıdığı dosyalarda, aslında binlerce insanın yeni bir hayat umudunu da taşıyor. Organ nakli bekleyen hastaların bulunduğu listeden sildiği her isimde ise yeni bir hayatın başlamasını sağlıyor…
Akdeniz Üniversitesi Organ Nakli Merkezi Koordinasyon Birimi Sorumlusu Dr. Levent Yücetin, insanları organ nakline davet eden ekibin ilk parçası. O, listede bulunan binlerce insanın sorumluluğunu taşıyor. Listeleri azaltıp, yeni organlarıyla yeni bir hayata başlamaları için insanları organ nakline çağırıyor.
* Listenizde kadavradan organ bekleyen kaç kişi bulunuyor?
Yaklaşık 2 bin 200 kişi bulunuyor.
* Bunların ne kadarına organ bulunabiliyor?
Bir yıl içinde kadavradan nakil yapabildiğimiz böbrek hastası sayısı n5 ile 50 arasında değişiyor. Antalya’da Türkiye genelinin 10 katı organ bağışı yapılıyor. Bizim oranlarımız İstanbul’da olsaydı bu rakam n50-500 kişiye ulaşacaktı. Avrupa ortalaması da 1n-15 civarında. Antalya, organ bağışı konusunda, il olarak, pek çok Avrupa ülkesinden iyi durumda.
* Akdeniz Üniversitesi Tıp Fakültesi’nde yalnızca Antalya ve civarında yaşayan hastalar mı organ bağışı listelerine girebilir?
Organ beklemek için Türkiye’nin dört bir yanından Almanya’dan, Avusturya’dan hatta Kanada’dan bile bize gelen Türk hastalar var. Almanya’da yaşayan bir hastamız kadavra listesindeydi, çağrılınca Ankara’da yaşayan birinden daha çabuk geldi. Türkiye’nin dört bir köşesinden kadavra bekleme listesi için buraya geliyorlar.
* Öncelik Antalya’da yaşayan hastaların mı?
Sağlık Bakanlığı Ulusal Koordinasyon sistemi var, karaciğer ve kalp hastaları için acil bekleme listesi var. Türkiye’nin neresinden bir organ bağışı yapılırsa, tüm bilgiler Sağlık Bakanlığı’na bildiriliyor. Böbrek içinse kendi listenizdeki kayıtlı hastalar içinden doku uyumu en fazla olanlar seçiliyor. Bir kadavradaki bir böbrek için 6 hasta çağırıyoruz. Organların kadavradan çıkarıldıktan sonra en kısa sürede nakil yapılması gerekiyor. Bir hastada tıbbi sorun çıktığı zaman onu gönderip diğerini çağırırken vakit kaybına yol açmaması için 6 hastayı çağırıyoruz. 6 hastaya tüm testler yapıldıktan sonra en uygun olan iki kişi seçiliyor. Buradaki öncelikli kriterler; doku grubu kriterinin en fazla olması, bekleme süresinin uzun olması, verici ile yakın yaşlarda olması. Genç bir hasta ise genç, daha ileri yaşlara ise kendi yaşına yakın vefat edenin organlarını veriyoruz.
* Hastalar için geri dönmek hayal kırıklığı yaratmıyor mu?
Çok zor oluyor, çok büyük bir hayal kırıklığı ama başka şansımız yok. Beş kez altı kez gelip geri dönen hastalar var. Bazıları ‘bir kere gelip geri döneyim’ bile diyor. O şansa yakın olduğunu hissetmek istiyor.
* Neden hastaları genellikle gece yarısı çağırırsınız?
Genellikle gece yarısı arıyoruz; çünkü beyin ölümü testleri akşam üstü tekrarlanır ve bize bildirim akşam üstü yapılır. Biz de aileleri akşam üstü arıyoruz ve gece 11.00-12.00 gibi de görüşüyoruz. Kadavrada beklemenin belli bir standart süresi yok. Tamamen zamana karşı yarış.
* Kadavradan mı, canlıdan mı organ istemek daha kolay?
Kendi adıma söyleyeyim; kadavradan istemek daha kolay. Çünkü orada hayatını kaybetmiş bir insan var ve doğanın tek bir kuralı var; her doğan canlı ölecek. Eğer organ bağışı yapılmazsa toprak olacak. Ama canlı vericide hiçbir sağlık sorunu olmayan birini riske atıyorsunuz. Diyalizde hastayı bırakırsanız yaşam şansını ve kalitesini üç kat azaltıyorsunuz. Kadavradan herkese organ bağışlama şansınız yok, dolayısıyla canlı nakilleri de önermek zorunda kalıyorsunuz.
* Bunu ailenin yakınlarına siz mi teklif ediyorsunuz?
Canlı için her iki tarafla da görüşüyoruz. Bazen onlar gelerek vermek istiyorlar, bazen biz aileyle konuşup, durumu anlatıyoruz.
* Nasıl tepkiler veriyorlar?
Çok değişken bir tepki, net bir şey söylemek zor. Genelde anne babalar çocukları söz konusu olduğu zaman hemen kabul ediyorlar. Ama anne babalar, çocuklarından almayı kabul etmiyorlar. Eşlerin bir kısmı organlarını vermeyi kabul ederken bir kısmı ayrılmayı bile düşünüyor. Kardeşler de bekarsa verme olayı daha kolay, evliyse eşlerin tepkileri ortaya çıkabiliyor. Dolayısıyla bir yığın değişken tepki var.
* Kimler daha kolay organ bağışlıyor?
En çok anneler çocuklarına. Daha sonra babalar, kardeşler ve eşler geliyor. Eşlerde de kadınların kocalarına organ verme oranı, erkeklerin verici olma oranlarından ciddi oranda yüksek.
* Son anda organ bağışlamaktan vazgeçenler oluyor mu?
Oluyor. Genellikle kardeşler ya da biraz daha uzak akrabalar son anda vazgeçebiliyorlar. O sırada yaptıkları sohbetler sırasında duydukları ’sakat olursun’, ‘yarım kalırsın’ gibi söylentilere bağlı olarak vazgeçebiliyorlar. Ameliyata giderken dönenleri gördük. Servisten sedyeye koyup ameliyathaneye giderken vazgeçene şahit olduk.
* Ne yaptınız?
Yapacağımız bir şey yok. Kişinin kendi takdiri. Kardeştiler, yapacak bir şey yok. Çantasını topladı gitti.
* Bu durum o insanlar arasında bir küskünlüğe yol açıyor mu?
Açıyordur ama bu konuda birini suçlamak, yargılamak doğru değil; çünkü çok zor bir karar.
* Siz olsanız verir miydiniz?
Organlarımı bağışlardım. Canlı verici anlamında sorduğunuz zaman da çocuğum için hiç düşünmeden evet. Diğer aile yakınları içinse o an çok önemli. Çocuğunuz varsa ve ilerde onda da bu sorunun olup yardım edememe düşüncesi insanı zorlar. Ama aile yakınlarını diyalizde yaşatmaktansa, kesinlikle verirdim.
* Sizin için bile çok zor bir karar insanları organ nakline ikna etmek zor değil mi?
Beni bir garson olarak düşünün. Ben sadece restorandaki mönüleri getiriyorum. Bu mönüde, böbrek yetmezliği hastaların diyaliz ve nakil şansı vardır. Bunların risklerini anlatırım. Ama hiçbir zaman ‘şunu yapın, bunu yapın’ demem ya da ’siz olsaydınız ne yapardınız’ sorusuna yanıt vermem. Verilen karar için tıbbi destek sağlarım. Onun yerine asla karar verici olmam, öneride, teklifte bulunmam. En azından ben kendi adıma bunu yapmıyorum. Çünkü çok zor bir süreç. Onlar bir ömrü birlikte geçirecekler, hep bu çelişkiyi kendi içlerinde yaşayacaklar; dolayısıyla zorlamak hiç uygun değil. Ama nakil, diyalize göre yaşam süresini artırıyor. Ne kadar erken nakil olurlarsa, başka bir organda hastalık çıkma riskinin azalacağını, kadavra listesinin tamamen bir şans olduğunu anlatıyorum. Bugün de çıkabileceğini, üç veya on yıl sonra çıkabileceğini hatta hiç çıkamayacağını anlatıyoruz. Ancak son kararı kendileri veriyorlar.
Organ naklinde tıp dünyası her gün kendi sınırlarını zorluyor. Prof. Dr. Alper Demirbaş’ın da aralarında bulunduğu ekip, Amerika’da bir kız çocuğunun beş iç organını birden yenisiyle değiştirmeyi başarmış. Şimdi hedef; Türkiye’de aynı yöntemi uygulayabilmek
Akdeniz Üniversitesi Organ Nakli Merkezi Müdürü Prof. Dr. Alper Demirbaş, organ nakli konusunda neler yapılabileceğini anlattı:
* Organ naklinin sınırı nedir, bir insana kaç organ nakledilebilir?
1995 yılında ben Miami Üniversitesi’nde transplant cerrahı olarak çalışırken 14 aylık bir kız çocuğunun tüm karın içi organlarını nakletmiştik. Yani karaciğer, pankreas, böbrekler, mide, incebağırsak ve kalınbağırsak. Bu Guiness Rekorlar Kitabı’na da girmişti. Ameliyatı 36 saat sürmüştü. Tüm organları değişmişti. Ve bu kız çocuğu halen yaşıyor. Bu ameliyatlar Amerika’da devam ediyor. Bizim burada yapamayışımızın nedeni; ne yazık ki hastaların bu ameliyata gereksinim duyabilecek kadar yaşatılamıyor olması. Yoksa teknik ve altyapı olarak yapabileceğimiz ameliyatlar.
* Türkiye’de bir kişiye en fazla kaç organ nakledilebilir?
Türkiye’de hastaların en fazla ikili organ nakilleri yapılıyor. Böbrek pankreas, karaciğer böbrek nakilleri yapılabiliyor. Biz bunları uygulayabiliyoruz.
* Yaş sınırı var mı?
Organ naklinde yaş sınırı yoktur. Uygun organ bulunduğunda; bebeklik döneminden, bugün uyguladığımız gibi 73 yaşındaki hastaya kadar organ nakli yapılabiliyor. Karaciğerin sağ yarısını çıkarttıktan sonra karaciğer olması gereken hacme kadar büyür ve durur. Böbrek naklinde organın büyümesi değil, böbreğin çalışan ünitelerinin daha fazla aktivite göstermesiyle aynı sonuç elde edilir. Bizim burada yaptığımız ilk karaciğer nakli 3.5 yaşındaydı. 1998 yılı başında yaptık. Şimdi ilkokula gidiyor, büyümesi normal, 1.70 boyunda ve karaciğeri de büyüyen vücudun ihtiyacını karşılayacak kadar büyüyor.
* Kadavra ya da canlı vericide durum değişiyor mu?
Böbrek naklinde canlı vericili nakiller, kadavra vericili nakillere göre belirgin olarak daha başarılıdırlar. Bunun nedeni; vericiden böbreği çıkarttıktan hemen sonra alıcıya böbreği nakledebilmenizdir. Vericinin sağlıklı olmasıdır. Kadavra nakillerinde ise organı, kadavra beyin ölümü geliştikten sonra ya da gelişene kadar bir çok travmaya maruz kalmış bir vücuttan alıyorsunuz. Nakledene kadar da belli bir süre buzda bekletiyorsunuz. Bu nedenle canlı vericili nakiller daha başarılıdır. Türkiye’de oranlar kabaca, yüzde 70 canlı verici yüzde 30 kadavra şeklinde. Amerika’da son 5 yıla kadar bu oran tersti. Yüzde 30 canlı verici, yüzde 70 kadavraydı. Ancak organ ihtiyacı Amerika’da o boyutlara ulaştı ki şu anda canlı vericili organ nakilleri daha fazla. Bu artıştaki en önemli neden de akraba olmayan kişiler arasında ve doku uyumu olmadan yapılan nakiller.
* Doku uyumsuz nakil yalnızca böbrek için mi yapılabiliyor?
Hayır zaten pankreas, karaciğer ve kalp nakillerinde doku uyumuna gerek yoktur. Kan grubu uyumu yeterlidir. Kan grubu uyumsuz karaciğer nakilleri de yapılabiliyor. Türkiye’de ‘bir seri olarak’ ilk pankreas naklini de biz burada başlattık. Daha önce de yapılmıştı ancak seri olarak yapılabiliyor artık. Şu ana kadar 37 hastaya böbrek pankreas nakli yapıldı. Dünyada yalnızca pankreas nakli de yapılabiliyor. Ama biz yalnızca pankreas nakline henüz başlamadık.
* Pankreası da böbreği de aynı kadavradan mı ya da canlıdan mı almak gerekiyor?
İki yöntemle yapılabiliyor. Ya ikisi, yani hem böbrek hem pankreas aynı kadavradan alınıp yapılıyor ya da önce canlı vericili böbrek nakli yapıp daha sonra kadavradan pankreas nakli yapılıyor. Canlıdan pankreas nakli yapan dünyada bir merkez var ama sonuçları çok iyi değil. Pankreasın yarısı alınıp vericiye takılabiliyor. Ama çok sık kullanılan bir yöntem değil.
* Canlı vericiden yalnızca böbrek mi alınabiliyor?
Kronik karaciğer hastalıkları da Türkiye’de önemli bir sorun. Türkiye’de yaklaşık 6 milyon kişinin hepatit B taşıyıcısı olduğu biliniyor. Yıllık karaciğer nakli ihtiyacının 1200- 1300 civarında olduğu tahmin ediliyor. Ancak yılda yapılabilen karaciğer nakli sayısı da 250 civarında. Canlı vericili karaciğer nakli Türkiye’de altı yıldır uygulanıyor. Dünyada da son derece yeni bir yöntem. Erişkin alıcılar için vericinin karaciğerinin sağ yarısı, çocuk hastalar için de karaciğerin sol üçte birlik kısmını çıkartıp kullanıyoruz. Türkiye’de kadavra sayısı oldukça az olduğu için özellikle son yıllarda canlı vericili karaciğer nakli sayısında da önemli bir artış var.
* Canlı vericiler için karaciğer vermek mi, yoksa böbrek vermek mi daha zor?
Uzun yıllardır yapılan bir ameliyat olduğu için canlı vericili böbrek nakli çok daha fazla. Canlı vericili karaciğer naklinde verici operasyonu da çok ciddi bir ameliyat. Ama bu konuda da cerrahi teknik ve tecrübe giderek artıyor. Canlı vericili böbrek nakli dünyada 300 bin kişi üzerinde yapıldığı için hastaları nelerin beklediği adım adım biliniyor. Ama canlı vericili karaciğer nakli daha az sayıda hastada uygulandığı için şu an da az bir bilgiye sahibiz.
Kendinize soracağınız en önemli sorulardan biri; ‘Haklı mı olmak istiyorum, mutlu mu?’ olmalı. Haklı olmak, doğru olduğunuzu savunmak, bir kişide yoğun zihinsel enerji tüketir. Doğru olma ihtiyacı veya başkasının yanlış olduğunu ispat ihtiyacı; başkalarını savunmaya teşvik eder ve kendinizi de savunmaya devam etmek için baskı altında hissedersiniz. Ama yine de çoğumuz, kendimizin haklı / başkasının haksız olduğunu ispat etmek için inanılmaz zaman ve enerji sarf ediyoruz. Düşünsenize, etrafınızda (kendiniz de dahil olmak üzere) pek çok kişi bir şekilde karşısındakinin görüşünün, tavrının, görüntüsünün yanlış olduğunun ispatını kendilerine vazife olarak görüyorlar. Bu şekilde hataları ortaya çıkarttıkça da takdir edileceklerini veya karşısındakine bir şey öğreteceklerini düşünüyorlar. YANLIŞ! Hiç haklı olduğunuzu ispat ettiğinizde karşınızdakinden ‘Bana hatalı olduğumu, senin ne kadar haklı olduğunu gösterdin, çok teşekkür ederim’ gibi bir söz duydunuz mu? Ya da sizin haklı olmanızın bedelini karşınızdakinin ödediğini… Mümkün değil! İşin gerçeği; hepimiz hatamızın gözümüze sokulmasından nefret ediyoruz. Dinlemeyi öğrenenler daha çok seviliyor. Dinlendiğini bilmek ve duyulmak; insanoğlunun en büyük isteklerinden biri. Hepimiz fikrimize saygı duyulmasını ve anlaşılmayı istiyoruz.
EGOLARIN ÇATIŞMASI
Burada söylemek istediğimiz; savunduğunuz konudan vazgeçmeniz, herkese ve her şeye boyun eğmeniz değil tabii. Ancak savunmaya çalıştığımız pek çok konunun ölüm kalım meselesi olmadığını, egolarımızın çatışması olduğunu hatırlatmak istedim. Bazen gerçekten haklı olmayı istiyoruz veya haklı olmaya ihtiyacımız var. Problem olan; egomuzun üste çıkması, kontrolü ele alması ve ilişkilerin ego çatışmasına dönüşmesi… Birisinin kendisini kötü hissetmesi pahasına kendinizi iyi hissetmeye çalışmak, tartışma sonucunda sizi zaten kötü hissettirecektir. İlk konuşacağınız kişide deneyebilirsiniz. Birisi bir konuda fikrini söylerken, ‘Bence ….. daha önemli’ diye lafa atlamak yerine, dinleyin. Hayatınızdaki insanlar kendilerini daha az savunacaklar ve size daha sıcak yaklaşacaklar. Fokusu kendinizden alıp, kendinizi bir başkasının yerine koyabilmek, onun problemlerinin, bakış şeklinin, endişesinin, kendinizinki kadar geçerli olduğunu anlayabilmek ve aynı anda da o insana karşı hâlâ daha yakınlık hissedebilmek… Bunun pratiğini yapmaya başladığınızda, ego çatışmasından daha tatmin edici olduğunu anlayacaksınız. Etrafımızdakilere gösterdiğimiz şefkat, bakış açımızın genişliğinin artmasını sağlar.
SABIR BULAŞICIDIR
Sizin tavrınız değişince ayna gibi karşınızdakinin de tavrı değişir. Sabırlı olmak için küçük küçük pratikler yapın. Mesela bir tartışmaya başlamadan önce 5 dakika, sabırlı olacağınızı, kendinize, kendinizi ispat ihtiyacınız olmadığını hatırlatın. Kendinizi zorlamadan 5 dakika dinleyin; vücudun yüklenmesine bilinçli olarak izin vermeyin. Bu tip küçük küçük pratiklerle aslında kapasitenizin sabırlı olmaya düşündüğünüzden çok daha fazla izin verdiğini fark edeceksiniz.
Son Yorumlar