Wordpress Themes
Haz 10

Karşı cinsin ilk neresine bakarsınız?’ sorusuna verilen cevaplarda, ‘eller’ seçeneği, her zaman her iki cins için de ilk beş sırada yer alır. Eğer, güzel ve her şeyden önce bakımlıysalar; mutlaka, en az cömert bir dekolte veya düzgün vücut hatları kadar dişiliği vurgular ve dikkat çekerler. Yüz ve boyun gibi fazla miktarda güneş ışığına maruz kaldıkları düşünüldüğünde, sabunlar ve deterjanlar gibi kimyasallarla sürekli temasları da hesaba katılırsa, gerekli koruma sağlanmadığı takdirde; ellerin erken yaşlanmasının kaçınılmaz olduğu sonucuna varılır. Nitekim eller, ‘boyun’ gibi yaşı kolaylıkla ele verebilir: Derinin nemliliğini ve elastikiyetini yitirmesi dışında, ultraviyole ışınlarından gereken şekilde korunmaması durumunda melanin pigmentlerinin kümelenmeleriyle, koyu renkli güneş ve yaşlılık lekeleri oluşur. Öte yandan derialtı dokuda meydana gelen eksilmelere, bir de cilt yüzeyinde oluşan çizgiler eklendiğinde, gençlikte gururla sergilenen eller, artık saklanmaya başlanır. Elbette ki ellerin estetiğinde öncelikle koruma şart. Uygun maddelerle yıkamak, kimyasal ürünler kullanmayı gerektiren işler sırasında veya çeşitli sportif aktivitelerde mutlaka eldiven takmak, bozulan nem ve yağ dengesini yeniden sağlamak üzere besleyici ve dengeleyici nitelikte kremler kullanmak, güneşin zararlı ışınlarından korumak çok önemli. Ancak, çeşitli ölçülerde hasarın oluştuğu hallerde de artık, bir zamanlar olduğu gibi ellere hiçbir şey yapılamıyor değil. Aksine, bugün modern tıp, ellerdeki yaşlanma etkilerinin en aza indirgenmesinde pek çok soruna cevap verebiliyor… En sık kahverengi lekeler rahatsız ediyor insanları; hem de cinsiyet farkı gözetmeksizin. Ancak bunları silmek, cilde önceki homojen ve lekesiz görünümünü kazandırmak hiç de zor değil. Krioterapi, kimyasal cilt soyma işlemleri, yoğunlaştırılmış ışık ve lazer uygulamalarıyla; bir veya birkaç oturumda, ağrısız ve acısız olarak, lekesiz bir cilt yüzeyi sağlanabiliyor. Lazer ve ışık tedavilerinde, ışık enerjisini emen lekeli alan, bir hafta içinde daha da koyulaştıktan sonra, vücut tarafından uzaklaştırılıyor. Ayda bir kez olmak üzere lekelerin durumuna göre 3-6 oturumda sorun tamamen çözülebiliyor. Yüksek konsantrasyonlu kimyasal asit uygulamalarında ise lazerlerden farklı olarak, cilt soyularak lekeler siliniyor. Asit uygulanan cilt yüzeyinde oluşan kontrollü yanık sonrasında, istenmeyen kahverengi leke, soyularak kendiliğinden dökülüyor. ‘Asit’, ‘yakma’, ‘cilt soyma’ gibi tanımlar da kullanılsa, bunların, son derece kolaylıkla tolere edilen, acı duyulmayan uygulamalar olduğunun altını çizmek gerekiyor. Bu yöntemler arasında çok uzun zamandır kullanılan krioterapide ise soğuğun yakıcı etkisinden yararlanılıyor. Lekeler dışında, pek çok insan ellerinin eski dolgunluğunu yitirdiğinden, fazla kemikli gözüktüğünden şikayet ediyor. Bu sorunun çözümünde ise polilaktik asit (PLA) enjeksiyonlarına veya vücudun başka bir bölgesinden alınan yağın bir takım işlemlerden geçirildikten sonra ilgili alanlara enjeksiyonu anlamını taşıyan ‘lipofilling’ uygulamalarına başvuruluyor. Bir veya birkaç oturumda istenilen dolgunluğa ulaşılabiliyor. El derisinde meydana gelen çizgilenmelerin çözümü için ise bugün en sık başvurulan, derinin derinden nemlenmesini ve beslenmesini sağlayan mikroenjeksiyon yöntemleri. Bunlar genelde, ‘hyaluronik asit’ adı verilen, cildimizin önemli bir yapı taşı olan, yoğun su tutma kapasitesine sahip, göz içi ve eklem içi sıvısının da yapısına katılan, molekülü veya deri için önemli diğer proteinleri içeriyor. Haftada bir kez olmak üzere planlanan oturumlarla, beş-altı hafta sonunda, arzu edilen sağlıklı cilt görünümü sağlanabiliyor. Hep ‘dert görmemesi’ni temenni ettiğimiz ellerinizin, geçen yılların etkisini de en azda hissetmeleri dileğiyle…

Haz 10

Pırıl pırıl saçlar ve ışıldayan gözler için yalnızca pahalı şampuanlar, kremler kullanmak yetmiyor. Beslenme alışkanlıklarını değiştirmek, doğru besinleri tüketmek; güzelliğinize güzellik katabiliyor. İşte sizi daha genç ve güzel gösterecek sihirli yiyecekler….

MÜKEMMEL BİR CİLT

SOMON
Ne yapar: Cildin kurumasını engelleyerek, yumuşak bir dokuya sahip olmasını sağlar. Deri hücrelerinin su tutma kapasitesini artırarak taze ve dolgun bir görünüm verir. Doğal olarak, iyi nemlenmiş bir cilt daha sıkı görünür ve çizgilere, kırışıklıklara karşı daha dirençli olur. Cildi yumuşatan diğer yiyecekler: Sardalya, ketentohumu, ringa balığı.

TOFU
Ne yapar: Tofu ve soya fasulyesinden elde edilen diğer yiyecekler, cildin yaşlanma sürecini yavaşlatıyor. Ayrıca yaşınız kaç olursa olsun, cildi onararak daha güçlü ve esnek olmasını sağlıyor. Kalojen üretimini artıran diğer yiyecekler: Soya fasulyesi, soya sütü ve ketentohumu.

KARPUZ
Ne yapar: Cildin su tutma kapasitesini artırarak daha dolgun görünmesini sağlar, bu da ince kırışıklıkların daha az belirgin olması anlamına gelir. Cildin elastikiyetini ve sıklığını korumaya da yardımcı olur. Cildi nemlendiren diğer yiyecekler: Sarı, kırmızı- yeşil biber, marul ve salatalık.

PAPAYA
Ne yapar: Bu tropikal meyve, çarpmalar ve darbeler nedeniyle oluşabilecek morarmalara karşı cildin direncini artırır. Diyetinize bu yiyecekten ekleyerek, güneşe karşı vücudunuzun savunma sistemini de güçlendirebilirsiniz. Papaya; cildin bağışıklık sistemini güçlendirerek elastikiyetini ve genç görünümünü korumasına da yardımcı olur. Diğer anti-aging yiyecekler: Böğürtlen, portakal, kivi, ıspanak, biber, tatlı patates.

BREZİLYA FISTIĞI
Ne yapar: Protein açısından zengin bu besin, cildi güneşin ve sigaranın yaşlandırıcı etkilerine karşı korur. Üst ve alt katmanlarındaki su tutma kapasitesini artırarak, cildin nemli kalmasını sağlar ve sivilcelerin iyileşmesini hızlandırır. Cildi çevresel faktörlerden koruyan diğer yiyecekler: Ay çekirdeği, buğday özü, tam buğday ekmeği ve kabuklu deniz hayvanları.

SÜT
Ne yapar: Cilt yapısının ve hücrelerinin yenilenmesine, cildi destekleyen sinirlerin gelişimine yardımcı olur. İyi nemlenmiş ve sıkı bir cilt için gerekli olan su dengesinin korunmasında da önemli rol oynar. Sıkı ve nemli bir cilt için diğer yiyecekler: Yoğurt, ayran ve kalsiyum takviyeli soya sütü.

ÇİLEK
Ne yapar: Cildin kalojen ve elastin yapısını koruyarak, yaşlandıkça azalan sıkılığını ve elastikiyet kaybını hafifletir. Düzenli olarak çilek yemek; çarpmalar sonucu oluşabilecek morluklarla ve cilt yüzeyinde görünen ince damarlarla karşılaşma riskini azaltır. Çilek, aynı zamanda sigaraya ve çevresel kirliliğe karşı savaşma kapasitesi olan birkaç meyveden biridir. Cildin kalojen yapısını koruyan diğer besinler: Böğürtlen, portakal, kivi, ıspanak, kırmızı ve yeşil biber.

TAM BUĞDAY MAKARNASI
Ne yapar: İşlenmemiş buğdayla hazırlanan makarna, cilt hücreleri de dahil olmak üzere tüm hücreler için gerekli olan enerjiyi ve birçok metabolik işlemin devamlılığını sağlar. Enerji veren diğer yiyecekler: Tam tahıllardan yapılan kahvaltılıklar ve yulaf.

GÜZEL TIRNAKLAR

SARMISAK
Ne yapar: Tırnaklarda mucizeler yaratır; güçlenmelerini sağlar, kırılmalara karşı daha dirençli yapar ve sağlıklı görünmelerine yardımcı olur. Ayrıca tırnakların enfeksiyonlara karşı dayanıklılıklarını da artırır. Enfeksiyonlarla savaşan diğer yiyecekler: Taze soğan, arpacık soğanı ve pırasa.

YUMURTA
Ne yapar: Beslenme programınıza yumurta ekleyerek tırnaklarınızın güçlenmesini sağlayabilirsiniz. Elleri sık sık yıkamak ve hava sıcaklığındaki değişimler gibi çevresel faktörler nedeniyle kolay kırılan tırnaklarınız varsa, bu besin sizin için biçilmiş kaftan. Yumurta, genç tırnak hücrelerinin büyümesine de yardımcı olur ve böylece tırnaklarınız daha çabuk uzar. Keratin üretimini artıran diğer yiyecekler: Kırmızı et, somon balığı ve morina balığı.

İSTİRİDYE
Ne yapar: Diğer kabuklu deniz hayvanları gibi istiridyeler de düzgün ve sağlıklı tırnakların oluşumu için önemli besin maddeleri içerirler. Aynı zamanda, tırnakların beyaz kısmı ile pembe kısmının belirginleşmesini sağlar ve cilalı gibi duran, hoş bir görünüme sahip olmalarına yardımcı olurlar. Sağlıklı tırnak dokusu için gerekli diğer yiyecekler: Kırmızı et, tam buğday ekmeği ve susam.

SUSAM
Ne yapar: Eğer tırnaklarınız kabuk kabuk ayrılıyorsa, daha çok susam tüketin. Susam aynı zamanda tırnakların iyi nemlenmesini de sağlar. Tırnaklar için kan dolaşımını artıran diğer yiyecekler: Süt, kalsiyum takviyeli soya sütü, yoğurt, ketentohumu ve ay çekirdeği.

KETENTOHUMU
Ne yapar: Genel vücut sağlığı için çok faydalı olan ketentohumunun içindeki yağ, kırılmalara karşı dayanıklı, sağlıklı tırnak gelişiminde de önemli rol oynar. Ketentohumu, özellikle menopoz sonrasında, tırnakların iyi beslenmesini ve nemli kalmasını sağlayarak tırnak sağlığını korur. Bitkisel östrojen içeren diğer yiyecekler: Tofu, soya sütü, soya peyniri ve tam buğday ekmeği.

SAĞLIKLI SAÇLAR

SARDALYA
Ne yapar: Saç kökünün gelişimini destekle-yerek, hem saç dökülmesini, hem de saçların incelmesini azaltır. Sardalya ve diğer yağlı balıklar, saç derisini kurumaya ve kepeklenmeye karşı daha dayanıklı hale getirir. Saç kökünü besleyen diğer yiyecekler: Hindi eti, kırmızı et, koyu yeşil sebzeler ve susam tohumları.

YENGEÇ
Ne yapar: Eğer güçsüz ve kolay kırılan saçlardan şikayetçiyseniz yengeç yiyin. Yıkama, kurutma ve fırçalama sırasında kolayca kırılan saçlara esneklik kazandıran bu besin, aynı zamanda saçın doğal pigmentini de koruyarak beyazlama sürecini yavaşlatır. Saçı besleyen diğer yiyecekler: İstiridye, ay çekirdeği, brezilya fıstığı, kabak çekirdeği ve badem.

CEVİZ
Ne yapar: Yaşla birlikte saçların beyazlamasını, kurumasını ve dokusunun bozulmasını önler ya da yavaşlatır. Bazı uzmanlar, bu yiyeceğin saçın beyazlama sürecini geri döndürdüğünü bile iddia ederler. Ceviz, saç derisine yeterli miktarda oksijen ve besin gitmesini sağlayarak, saç kökünün daha sağlıklı olmasını sağlar ve kuvvetli kaliteli saç teli gelişimini teşvik eder. Saçın beyazlamasını yavaşlatan diğer yiyecekler: Kum midyesi, ciğer ve baklagiller.

IŞIL IŞIL GÖZLER

KAYISI
Ne yapar: Göz sağlığını ve güzelliğini korumak için birebirdir. Gözlerin nemli ve parlak olmasına yardımcı olur. Ayrıca gözlerdeki kırmızılığı azaltmak ve göz kapaklarının derisini iyi durumda tutmak gibi yararları da vardır. Aynı zamanda gözleri güneşin zararlı ışınlarına karşı korur. Gözü nemlendiren diğer yiyecekler: Havuç, tatlı patates, mango, şeftali, yumurta ve ciğer.

ISPANAK
Ne yapar: Göz aklarının beyazlığını korurken, gözpınarının ve gözlerin enfeksiyonlara karşı direncini artırır. Ayrıca gözlerinizin güneş ışınlarına karşı hassasiyetini azaltır. Serbest radikallerle savaşan diğer yiyecekler: Papaya, portakal, kivi, çilek ve biber.

ÜZÜM ÇEKİRDEĞİ ÖZÜ
Ne yapar: Saatler boyu bilgisayar başında oturmak ya da kitap okumak gibi faktörlerden kaynaklanan göz yorgunluğunu azaltan üzüm çekirdeği özü, aynı zamanda gözlerin daha parlak görünmesini de sağlar. Aynı zamanda kalojenin parçalanmasını engeller ve bu sayede göz çevresindeki derin kırışıklıkların oluşmasını önler. Gözdeki tansiyonu azaltan diğer yiyecekler: Üzüm, kiraz, portakal ve yeşil çay.

Haz 10

İhraç edilmek üzere gönderilen bazı tarım ürünlerinde, kabul edilebilir sınırların üzerinde sağlığa zararlı ilaç ve kimyasalların tespit edilip, geri çevrildiğini basından öğreniyoruz. Bu gıdaların iç pazarda tüketildiği şeklinde söylentiler de var. Acaba Alman veya Rus insanını zehirleyen bu maddelere karşı biz genetik olarak dirençli miyiz? Veya bizim sağlığımız o insanlarınkine kıyasla daha mı önemsiz?

Markette, manavda satılan sebze ve meyvelerin, genetik değişime uğratılmış ya da aşırı miktarda kimyasal madde, ilaç veya hormon içeren ürünler olup olmadığının denetlenmesi, devletin görevidir. Anayasamızın 56. maddesi gereği; ‘Devlet, herkesin hayatını, beden ve ruh sağlığı içinde sürdürmesini sağlamak amacıyla gerekeni yapmakla yükümlüdür.’ Ne var ki bugüne kadar, iktidarlar bu yükümlülüğün gereğini yerine getirmemişlerdir. Ülkemizde tarım ve gıda sektöründe kullanılan sağlığa zararlı ürünlerin ölçümlerini yapacak donanım ve ekipmana sahip yeterli laboratuvarlar yoktur. Satın aldığımız domates veya etin, yumurta ya da hazır çorbanın içinde; kansere, astıma, kalp hastalığına, erken bunamaya, felçlere neden olan kimyasal maddelerin bulunup bulunmadığını tüketici olarak bilmeniz veya ölçtürmeniz pek mümkün değildir. Dolayısıyla, sağlığınız, bu ürünleri üretip pazarlayanların insafına bırakılmış durumdadır. Birileri daha çok kazanmak, ürün miktarını artırmak, daha gösterişli, iri, dayanıklı ürünler elde etmek için geleceğinizi mahvedebilir. Üreticinin sınır tanımaz kazanma hırsı ve bilgisizliğinin kurbanı olup, gelecek 20 yılınızı felçli, bunamış veya şeker hastası olarak geçirebilirsiniz. Ya da kanser olup, 10-20 yıl erken ölebilirsiniz. Tarımda kullanılan inorganik gübre, kimyasallar, ilaçlar, hormonlar ve genetik değişime uğratılmış tohumlar ile gıdalara sonradan ilave edilen renk ve koku verici ya da koruyucu katkı maddeleri; sağlığımız için ciddi riskler taşımaktadır. Çünkü, kanserler, şeker hastalığı, kalp damar hastalıkları, yüksek tansiyon, astım ve alerjik hastalıklar, felç, alzheimer gibi çeşitli hastalıkların, gıdalarla ilişkisi bilinmektedir. Ülkemizde inorganik gübre kullanımının çok acımasızca olduğu ve kabul edilebilir üst sınırın 8 ile 40 katına kadar ulaştığı söylenmektedir. Diğer taraftan sağlıksız ortamlarda, ruhsatsız ve kaçak olarak üretilen ürünler, uygunsuz ambalajlama ve saklama koşulları, son kullanma tarihine özen gösterilmemesi gibi nedenlerle de vatandaşımızın sağlığı tehdit altındadır. Yukarıda alıntıladığım Anayasa hükmü gereği, devletin, vatandaşına şu garantiyi vermesi gerekmektedir: “Ben sağlıklı bir hayat sürdürebilmen için gereken her türlü tedbiri almış bulunuyorum. Geleceğini ve sağlığını tehdit eden muhtemel riskleri, devamlı kontrol altında tutuyorum. Seni kötü niyetli veya bilgisiz kişilerin para kazanma hırslarına teslim etmiyorum. Sen, gönül rahatlığıyla alışverişini yapabilirsin.” Vatandaşın sağlığını, geleceğini ve yaşamını tehdit eden tehlikelere karşı önlem alınmaması; anayasal bir suçtur. Yeterli sayı ve donanımda yerel gıda denetim laboratuvarlarının kurulması, yeterli sayıda denetim uzmanının çalıştırılması, gıda denetiminde yetkili ve sorumluların net olarak tanımlanması, düzenli denetimlerin yapılarak uygun olmayan ürünlerin imha edilmesi ve insan sağlığını riske atanların cezalarının ağırlaştırılması gerekmektedir.

Haz 10

Dünyada milyonlarca insanın yakalandığı, kesin tedavisi olmayan MS hastalığının atakları sıcaklarda artıyor. Ülkemizde MS’le yaşamaya mahkum 35 bin hastanın bulunduğuna dikkat çeken uzmanlar, yaz aylarında MS hastalarını kesin bir dille uyarıyor: “Eylül ayından önce tatile çıkmayın. Yaz sıcaklarına dikkat edin. Hastaların, bu aylarda ülkenin güneyine tatile gitmesi MS ataklarını tetikler. Ataklar, yeni ve kalıcı sakatlıklara yol açabilir. Tatile sonbaharda çıkın.” Kadıköy Universal Hospital’dan Nöroloji Uzmanı Dr. Oğuzhan Onultan ise MS hastalarının ailelerine şu önerilerde bulunuyor: “Sıcaklar, hastaların beyinlerinde yeni lezyonlara, alerjik reaksiyonlara yol açıyor. Bunlar da yeni ataklara davetiye çıkarıyor. İlkbahar da sıcakların başlaması nedeniyle tehlikeli bir mevsimdir. MS hastaları, klimalı, serin ya da gölgeli bir ortamı tercih etmelidir. Ayrıca hastalar stresten de uzak durmalılar. Stres, bağışıklık sistemini zayıflatır ve hastanın tekrar bir atak geçirmesine neden olabilir.”

Her türlü görüş ve şikayetleriniz için bizi betamedya@hotmail.com mail adresinden bize ulaşın. diyet