Osteoporoz hastalarının yarıya yakını tedavilerini sürdürmediği için ciddi kemik kırılması riski ile karşı karşıya… Uluslararası Osteoporoz Vakfı’nın (IOF) hazırladığı bir rapor, osteoporoz hastalarının tedavilerini yarıda bırakmasının hem hastaların sağlığı, hem de ülke ekonomileri açısından çeşitli risklere neden olduğunu ortaya koydu. Sadece Avrupa’da bu hastalığın getirdiği hastane bakımı maliyetinin 4.8 milyar Euro’yu aştığına dikkat çekilen raporda, 2050 yılına kadar, hastalığın küresel maliyetinin en az 106 milyar Euro olarak tahmin edildiği vurgulandı. Vakıf, tedaviye devam edilmemesinin getirdiği gerçek yüke dikkat çekme amacıyla ‘Kalıcı Olma Gücü: Osteoperoz Tedavisinde Sürekliliği Sağlamak’ kampanyası başlatarak, acil eylem çağrısında bulundu. Osteoporoz; her 3 kadından ve her 5 erkekten 1′ini etkileyen, yaygın bir rahatsızlık. Tedavi edilebilir olmasına karşın, birçok hastanın tavsiye edilen uzun tedavi süresi boyunca ilaçları kullanmayı zor bulması nedeniyle tedavide sürekliliğin sağlanmaması büyük bir sorun halini alıyor. Bu devamsızlık, osteoporoz hastaları için önemli sorunlar doğuruyor.
Çalışan kalbe bypass ameliyatı yapan dünyaca ünlü Yunan kalp cerrahı Prof. Dr. Prapas, şimdi de kök hücre tedavisiyle kalp krizine meydan okuyor. 11 hastayı kök hücre kullanarak sağlığına kavuşturan ünlü cerrahın çıkış noktası; kemik iliğinden alınan kök hücrenin, kalbin ölü kas dokusunu canlandırdığını keşfetmesi.
Kalp nakillerine alternatif olabilecek kök hücre tedavisiyle çalışmaları dünyada ilgiyle takip edilen Yunan kalp cerrahı Prof. Dr. Sotirios Prapas, Türk meslektaşlarının davetiyle İstanbul’a geldi. Kalp cerrahlarının kurduğu ve başkanlığını Florence Nightingale Hastanesi Kalp Damar Cerrahisi Bölüm Başkanı Doç. Dr. Belhhan Akpınar’ın yaptığı Avrupa Asya Köprüsü Derneği’nin konuğu oldu. Biz de fırsatı kaçırmadık ve Prof. Prapas’a, tıp dünyasında tartışılan yöntemi ve bypass teknolojisindeki son yenilikleri sorduk:
Kök hücre tedavisine ne zaman başladınız? Daha önce de çalışan kalpte bypass uygulamasını gerçekleştiriyordum. Ancak damar tıkanıklığı nedeniyle, yaptığımız ameliyatlar sonrasında sorun yaşıyorduk. Tıkanan bölüm kalbin kasılmasına iştirak etmediğinden, ilerleyen zamanda balonlaşmaya ve başka sorunlara yol açıyordu. Bunu aşmak ve hastalara daha faydalı bir yaklaşımda bulunmak istedim. Bu amaçla yaklaşık bir buçuk yıl önce kemik iliğinden aldığım kök hücreyi hastanın kalbindeki ölü kasa enjekte ettim. Böylece, o bölgenin de kasılmalara iştirak edip kalbin daha sağlıklı çalışmasını sağlamak istedim. Yaptığımız takipler sonucunda bugüne kadar uyguladığımız 11 hastada da hiçbir sorun gözlenmedi.
Bunları çalışan kalpte yapmanın avantajları neler? Kalbi durdurup, hastayı kalp akciğer makinesine bağlayarak gerçekleşen operasyonlar sonrasında kişilerde bazı sorunlar gelişebiliyor. Ama çalışırken müdahale; hastalarda beyinle ilgili hasarları, kalp akciğer makinesine bağlanmaktan kaynaklanan sorunları, böbrekler üzerine olan olumsuz etkileri azaltıyor.
Kalp nakline alternatif olur mu? Nakiller; büyük ve riskli ameliyatlardır. Kalp bulmakta güçlük çekiliyor. Bulunsa bile hastalar böyle büyük bir riski göze almak yerine mevcut kalple gidebildiği kadar gitmeyi tercih ediyor. Ancak hastalara böyle bir alternatif sunarsanız; çalışan kalpte bypass olurken kalbiniz toparlanacak ve kök hücreler ile bir kısmının canlanması söz konusu olacak dediğinizde, hastalar bunu severek kabul ediyor.
Neden kemik iliği? Kök hücre tedavisinde, kas mı kan hücresi mi tartışmaları devam ederken, biz en iyisinin kemik iliği olduğuna karar verdik. Hastalarımın hepsinde kemik iliği kullandım ve en iyisinin bu hücreler olduğuna inanıyorum.
Operasyon nasıl yapılıyor? Balonlaşma varsa, klasikleşen tedavide, balonlaşan bölüm kesip çıkartılır. Yapay bir yamayla sadece kalbin bozulmuş şekli düzeltilmeye çalışılır. Ancak yamalı alan, kalbin kasılmasına yine de iştirak edemediğinden orası kasılmayan bölge olarak kalmaya devam eder. Ayrıca bu ameliyatın kalp açılarak yapılması gerekir. Ben, bu bölgeyi kesip çıkartmak yerine, çalışan kalpte etrafı büzme ameliyatı yapıyorum. Kalbin kendi kas kitlesinden kasılmayan, ancak kalbin kasılmasına yardımcı olabilecek yeni kas kitlesinden faydalanıyorum. Kemik iliğinden aldığım kök hücresini, kasılmayan kalp bölümündeki ölü bölgeye enjekte edip o bölgenin şeklini düzeltiyorum. Böylece çalışmayan bölümü de aktif hale getiriyorum.
Klasik tedavide nasıl oluyordu? Kalbin yüzeyinde tıkalı olan damarları, kalp ameliyatı yaparken, kalbi durdurmadan stabilize edecek bir sistem var. Kalbin her tarafı kasılırken sadece damarda bypass yapacağınız bölgede, eğer kuru bir cerrahi işlem yapmak gerekiyorsa, damarın içinden küçük borucuk göndererek kan akımını sağlanıyor. Bu işlem aradaki bölümde bypass yapmanıza olanak sağlıyor. Ancak eğer hasta daha önceden tıkalı damarlara bağlı olarak ağır bir enfaktüs geçirmişse kas bölgesi bu nedenle canlılığını kaybedip ölü bir alan yaratır. Bu da; kalbin kasılmasına iştirak edemeyip ilerleyen zamanda genişleyip anevrizma dediğimiz balonlaşmaya sebep olur. Kalbin bir bölümü balonlaşmışken bir bölümü hala tıkalı damarlara bağlı olduğunda, yaptığımız ameliyat, bypassta etkili sonuçlar veriyor.
Kök hücre tedavisini çalışan kalpte yapmak riskli değil mi? Ağaçlara aşılama yapılmasına benzetiyorum. Kalbin üzerine delik açıp, oradan canlı kök hücreleri vererek, onların normal kas hücrelerine dönmesine yardımcı olduğuma inanıyorum.
Başarı oranı yüksek mi? Başarısına inanıyorum. Ayrıca bu hastaya ekstra bir yük de risk de getirmiyor.
Hangi yaştakilere uygulanabilir? 65 yaşından önceki tüm hastalarda kullanılabilir. Ayrıca nakil bekleyen kişilerde de nakil öncesinde tercih edilebilir.
Ameliyat ne kadar sürüyor? Hastanın durumuna göre 6- 8 saat arasında gerçekleştiriyoruz.
Tükler’in mi yoksa Yunanlılar’ın mı kalbi daha iyi? Bundan 4 yıl önce Türkiye’de birkaç kalp ameliyatına katıldım. İki toplumun kalbi aynı güzelliklerle dolu. İki toplumda aynı şeylere seviniyor, üzülüyor, eğleniyor. Aynı duyguları paylaşan iki milletiz.
Damar tıkanıklığında yaş giderek düşüyor mu? 40 yaşından önce çok nadir. Ancak yıllar geçtikçe hasta popülasyonu giderek gençleşiyor. Bunun nedenlerinin başında da hareketsiz yaşam ve sağlıksız beslenme geliyor.
Çocuklarda da kalp rahatsızlıklarında bir artış var mı? Damar sertliğinden değil belki ama bir takım doğumsal nedenlerden dolayı çocuklarda kalp rahatsızlıkları görülebiliyor. Ama çok seyrek…
Adet kanamalarının başlamasıyla ergenliğe merhaba diyen genç kızda yavaş yavaş kadınsı değişimler de ortaya çıkar. Çünkü vücudu yöneten artık kadınlık hormonlarıdır. Ancak az ya da çok salgılanmaları, tüylenmeden kilo almaya kadar pek çok sorunun doğmasına neden olur. Hormon bozukluğu ilk ipucunu adet düzensizlikleri yaratarak verir. Bu yüzden adet aralığınızı iyi gözlemleyin.
Gelişim için vazgeçilmez olan hormonları; beyin, yumurtalık ve rahim üçgeni kontrol ediyor. Fertijin Kadın Sağlığı Merkezi”nin Direktörü Op. Dr. Seval Taşdemir, hormonların gizli dünyasının bilinmeyen yönlerini anlattı:
Genç kızlığa geçişte hormonal değişimler nasıl olur? Genç kızlığa geçiş döneminde hormonal değişimler; beyin, yumurtalıklar ve rahim üçgeninde gelişir. Beyinden yumurtalıklara salgılanan FSH, LH hormonları, yumurtalığı harekete geçirerek yumurtaların uyarılmasını sağlar. Östrojen ve progesteron hormonunun rahim iç tabakasını etkilemesi sonucunda da adet görülür ve hormon döngüsü tamamlanır. Bu dönemde adet düzensizliği sıkça görülür. Çünkü vücut yeni oluşan hormon dengesini kabullenmeye çalışmaktadır. Bu düzensizlik dönemi 1-2 yıllık bir süreci kapsar. Yine de hormon değerlerine bakılmasında fayda vardır. Normalin dışında bir gelişme yoksa dışarıdan hormon dengeleyici ilaçlar verilmeden önce bekleyip gözlem yapmak tercih edilmelidir.
Hangi hormonlar aktif hale geçer? Özellikle yumurtalarda üretim başladığı için vücutta, progesteron ve östrojen hormonları aktif hale gelir.
Bu dönemde hormonlar hangi işlevleri görür? Bu dönemde faaliyete geçen hormonlar, kadınlık hormonları olduğu için işlevleri; üreme fonksiyonlarının oluşmasına temel hazırlamaktır. Özellikle östrojen hormonu ile göğüsler büyümeye, kalçalar belirginleşmeye başlar, erojen bölgelerde kıllanmalar görülür. Yumurtlama sonrasında salgılanan progesteron hormonu ise rahim içini, adetten 12-16 gün öncesinde döllenmiş yumurtanın tutunmasına hazır hale getiren bir hormondur.
Hormon bozukluğu nasıl gelişir? Doğal dengeyi (beyin, yumurtalıklar ve rahim arasındaki uyum) sağlayan sistemde bir sorun yaşanması, hormon bozukluklarına neden olur. Bu durumun oluşmasında genetik faktörler, yumurtalık kistleri gibi etkenler neden olabilir. Kimi zaman da beyinden salgılanan hormonlar faaliyete geçmez. Bu durum, erken menopozun habercisidir. Kızların normal adet görme yaşı 12-13 tür. 14-15 yaşında olmasına rağmen hâlâ adet görmemişse bir kızın mutlaka bir jinekoloğa muayene olması gerekir. Gerekli görülürse hormon ilacına başlanır. Bu ilaçlar verilmezse seconder seks gelişimleri (göğüs büyümesi, kadınlığa özgü gelişimi) ilerlemeyeceğinden durum fiziki görüntüsüne yansıyacaktır.
Hormon düzensizliği ne anlama gelir? Vücuttaki hormonların düzenli salgılanamaması anlamına gelmektedir. Düzensizlik görülen hormonlar, kadınlık hormonları olabileceği gibi tiroit hormonları da olabilir.
Genç kızlarda görülebilen hormonal hastalıklar neler? Aşırı tüylenme dışında genç kızlarda görülebilen hormonal hastalıkların başında; yumurtlama fonksiyonlarının sağlıklı olmadığı ‘polikistik over’ sendromu geliyor. Bu hastalığın seyrinde genellikle tüylenme ve adet düzensizliği de görülür. Bunun dışında yumurtalık kistleri görülebiliyor. Bu kistler de hormonal dengesizliklere neden olabiliyor. Yine süt hormonu olan prolaktin hormonunun yüksek olması adet düzensizliğine ve göğüslerden süt gelmesine neden olabilir. Hatta göğüslerden süt gelmesi birçok genç kızda panik yaratır. Bu durum; prolaktin hormonunu baskılayıcı ilaçlarla tedavi edilebilir. Genç kızlarda görülen hormonal dengesizliklerden biri de tiroit hormonunun dengeli çalışmadığı durumlarda ortaya çıkar. Tiroit hormonundaki dengesizlik, üreme fonksiyonlarında bozukluklar görülmesine neden olur.
Tedavi edilmediğinde ilerleyen yıllarda nasıl sorunlar doğurur? Tüylenme iyice ilerler. Adet düzensizliği giderilmediği takdirde ileride yumurtlama fonksiyonlarının sağlıksız olmasına, aşırı kilo alımına neden olabilir. Hormonal dengesizlik kişinin beden sağlığını bozduğu gibi ruhsal dengesini sarsar.
42 yaşındayım ve yirmi beş yıldır sigara içiyorum. Bunun son yirmi yılını tiryaki olarak geçirdiğimi itiraf etmek zorundayım; bugün itibarı ile günde 1.5-2 paket tüketiyorum. Bu sürenin çeşitli evrelerinde sigarayı bırakmak için çabaladım ama çok başarılı olduğum söylenemez. Yarattığı sağlık risklerinin farkındayım, onları geçtim! En azından ağzımda bıraktığı kötü tattan, ne kadar fırçalarsam fırçalayayım dişlerimdeki sararmadan usandım. Aslında biraz da öfkeliyim ‘neden tiryaki oldum’ diye. Etrafıma bakıyorum bir sürü insan hiç sigara içmiyor ya da ayda yılda bir tane tellendiriyor. Bense kendimi hem kişisel yaşamımda hem de iş hayatında başarılı bulurum, ama sigara tiryakiliği konusundaki bu zayıflığım beni kızdırıyor. Bir sürü insan böylesine bir sorun yaşamazken, ben çabalamama rağmen kurtulamıyorum. Zaman zamanda sigara tiryakiliği sadece bir alışkanlık değil de bir bozukluk mu diye de aklıma geldiği oluyor. Öyle ise, kendime kızmaktan vazgeçeyim. U.G. İst.
Kızın ya da kızmayın; tek vazgeçmemeniz gereken şey, sigarayı bırakmak için olan çabanızdır. Bir sigara tiryakisi olarak sizi, gelecekte muhtemelen yaşayacağınız sağlık problemlerinden öte; bugün bir çiçeğin kokusunu körelmiş burnunuzla alamamak ya da portakalın tadını keçeleşmiş dilinizle tadamamak daha çok üzüyordur. Merak etmeyin, eğer sigarayı bırakırsanız bu yeteneklerinizi geri kazanabilirsiniz ve ilk andan itibaren iyileşmeye başlarsınız. On beşinci yılda sigara içmeye dair edindiğiniz tüm sağlık risklerinden arınırsınız. Sigara bağımlılığı tek planda gelişmez; onu değerlendirirken bu çok boyutluluğu göz önünde bulundurmak gerekir. Tedavi edilmesi gereken sadece nikotin bağımlığı değil bunun yanında sigaranın yarattığı yaşam tarzı ve alışkanlıklardır. Örneğin sizin üzerinizden basit bir hesap yapalım; söylediğinize göre günde ortalama otuz beş sigara içiyorsunuz. Bir tane sigara içmek yakıp söndürünceye kadar beş dakika sürmektedir. Buna sigara içmeyi düşünmek, bunun için uygun ortam yaratmak, küllüğü dökmek, odayı havalandırmak için geçen ek zamanları da eklersek, bir sigara başına düşen zaman dokuz dakikaya çıkmaktadır. Otuz beş sigara içtiğinize göre günde 35 x 9 = 315 dakika yani 5 saat 15 dakikayı sigara ile geçiriyorsunuz demektir. Bu da uyanık olduğunuz zamanın üçte biridir. Yani sigarayı bırakmanız, yirmi yıldır sizin olmayan bu kadar zamanın birden açığa çıkması demektir. Eğer bu zamanı bir başka alana kanalize edemezseniz en azından canınız sıkılır. Sigaraya dair en can alıcı noktalardan biri de geçen güzel anlarla birlikte anılıyor olmasıdır. Kimi için ya bir fincan kahve içmek, ya da anılarımızı canlandıran efkarlı bir türküyü dinlemek sigarasız mümkün değildir. Sigara bırakmak için bu ilişkinin mutlaka kırılması gerekir; kişi kendi kendine kahvenin hazzının kahveye ait olduğunu öğretmelidir. Sizin kendi kendinize serzenişiniz aslında haklı sebepler içermekte. Çünkü bazı insanlar nikotine karşı çok daha çabuk bağımlılık geliştirmektedirler. Sigara bağımlılığının daha çok sosyopsikolojik yönünden söz edilse de sigara içmenin verdiği haz ve bırakma sonucu ortaya çıkan eksiklik belirtileri, kimyasal bağımlılığın işaretleridir. Tütündeki nikotin nefes ile içe çekildikten kısa bir süre sonra kanda eriyerek, beyindeki beyin hücrelerini etkilemeye başlar. Nikotin, bu hücreler üzerindeki ‘nikotinik asetilkolin algaçları’nı etkileyerek, hem bağımlılığı hem de zihinsel uyanıklığı tetikler ve hafızanın iyi işlemesine yardımcı olur. Tapper ve arkadaşları 2004 Kasım’ında Science dergisinde yayınladıkları çalışmalarıyla; nikotinik asetilkolin algaçlarının, alt ünitesinde değişim olan insanlarda, nikotin bağımlılığı eşiğinin düştüğünü göstermişlerdir. Bu durumdakiler nikotinin bağımlılık yapıcı etkilerine daha eğimli olabilirler. Çalışmalar sadece nikotin bağımlılığının nasıl körüklediğine değil, genel olarak bağımlılık genetiğinin anlaşılmasına yardımcı olmaktadırlar. Dolayısıyla sizin ve bazılarının neden daha kolay bağımlı olduklarına böyle bir cevap verilebilir. Fakat bu sizin sigarayı bırakma çabanıza köstek olmak yerine bu yöndeki iradenizi artırmalıdır.
Son Yorumlar