Wordpress Themes
Haz 08

Bağımlılık yaşı giderek düşüyor. Uyuşturucunun ilk hedefi olan gençler, zevk veren bir ilaç gibi gördükleri ecstasy ile bağımlılığa ilk adımlarını henüz çocuk denecek yaşta bile atabiliyorlar. Uyuşturucunun alanı o kadar gelişti ki; bazı gençler, oje ve tüpgaz koklayarak bu duygularını tatmin ediyor..

Balıklı Rum Hastanesi Anatolia Klinikleri Çocuk ve Ergen Psikiyatrisi Bölüm Sorumlusu Dr. Gürkan Odabaşıoğlu, ergenlerde madde kullanımının nasıl tespit edileceğiyle ilgili ailelerin merak ettiği soruları yanıtladı:

* Yeni nesilde bağımlılık arttı mı? Ergenlerde, madde bağımlılığından çok madde kullanımının arttığını görüyoruz. Zaten bağımlı olunabilmesi için belirli bir süreç gereklidir. Ecstasy yaşı 1n-15′lere, esrar kullanma yaşı 12′ye kadar indi. Son beş yılda özellikle ecstasy kullanımı yüzde 250 oranında gençler arasında arttı. Bunun nedeni ecstasy’nin uyuşturucu gibi gösterilmeyip, keyif verici ilaç gibi sunulması. 15 yaşındaki gençlerin yüzde 51′i alkol kullandığını, yüzde 5′i hayatlarında bir kez esrarı denediklerini söylüyor. Yüzde 6’sı tiner, tüpgaz gibi uçucu maddeleri uyuşturucu amacıyla kullanmış. Yüzde 3′ü ecstasy, yüzde 1′i eroin denemiş. Özellikle büyük kentlerde ergenler arasında giderek ecstasy ve esrarın çok daha sık kullanıldığını görüyoruz. Sigara ve alkolün ilk kez kulanım yaşı da iyice düştü artık.

* Nasıl para buluyorlar? Bakın; günümüz gençlerinde alkol kullanım oranları giderek düşüyor. Alkol yerine ecstasy’ye yöneliyorlar. Çünkü daha ucuz. 5 milyon liraya bile ecstasy bulabiliyorlar.

* Hangi maddeler bağımlılık yapabilir? Bağımlılık potansiyeli, birçok maddede vardır. Alkol, tütün, esrar, ecstasy, kokain, eroin, morfin, lsd, tiner, bali, çakmak gazı, oje hatta tüpgaz bile bağımlılık yapabilen maddelerdir. Bunlar dışında kontrollü bir şekilde kullanılan bazı ilaçlar da bağımlılık riski taşır.

* Hiç tüpgaz bağımlısını tedavi ettiniz mi? Tüpgaz, oje gibi maddelere bağımlılık ender de olsa görülüyor. Özellikle uçucu madde bağımlıları bir süre idare etmesi için bunları deneyebiliyorlar.

* Ergenlik döneminde madde kullanım riski daha mı fazla? Ergenlik; hayatın en çalkantılı ve delidolu bir dönemi. Kimlik karmaşası çok yoğundur. Tüm bunlara aile ile girişilen çatışmalar da eklenince; uyuşturucu madde, tepkisel olarak denenebilir. Madde kullanım riskinin en çok artığı dönem, ergenliktir.

* İleride bağımlılık gelişebilecek ergenlerde, çocuklukta görülebilecek erken belirtiler nelerdir? Gelecekte hangi çocuğun madde kullanıp hangi çocuğun kullanmayacağı kesin olarak bilinmese de; bazı bilimsel verilerle tahmin edilebiliyor. Çocukluk çağında tedavi edilmemiş dikkat eksikliği ve hiperaktivite, davranış bozuklukları, çocukluk çağı depresyonları gibi psikiyatrik durumların, ileride madde kullanımı açısından riskli olduğu birçok çalışmada gösterilmiş. Bunlar dışında aile ile yoğun çatışma, ailede madde kullanan bireylerin olması, okuldaki başarısızlık, ailede sınırların çok gevşek veya çok katı olması, madde kullanan arkadaş ve sosyal çevre, cinsel istismar, düşük sosyoekonomik düzey de risk etkenleri arasında sayılabilir.

* Uyuşturucu veya uyarıcı madde kullanan ergenler nasıl anlaşılabilir? Bir ergenin madde kullanıp kullanmadığını, en kesin olarak, yapılan idrar ve kan testleri gösterir. Ancak ergendeki fiziksel, duygusal ve sosyal bir takım işaretler, çeşitli ipuçları olabilir. İştahsızlık, kilo kaybı, uykusuzluk, kızarmış ve sulanmış gözler, bulantı, kusma, ishal, aşırı terleme, üzerinde alışılmadık koku ve giysilerde yanıklar, giyim tarzında belirgin değişiklikler; çeşitli fiziksel belirtiler olabilir. Duygusal olarak ise ani ve sık ruh hali değişiklikleri, içe kapanma, aile ile olan iletişimin neredeyse hiç olmaması, depresyon; tehlike işaretleri olabilir. Arkadaşlarını gizleme eğilimi de önemli bir işarettir.

* Okula gidiyorsa aile hangi belirtilere dikkat etmeli? Madde kullanan ergenler, okulda ve ailede de bazı sıkıntılar çekerler. Okulda derslerin düşmesi, ilgisizlik, sık sık yok yazılma, okuldan kaçma, disiplin problemleri, arkadaş grubunun değişmesi; uyarıcı bazı belirtilerdir. Evde ise sık sık tartışmaya girme, evden kaçma davranışı, kurallara uyulmaması; önemli belirtiler arasında sayılabilir.

* Ailelerin hemen çocuklarından habersiz kan ya da idrar tahlili yaptırmasını önerir misiniz? Bu sorunların çoğu ergenlik problemleriyle karışabilir. Bu nedenle ailelerin her saçını uzatan, siyah giyen genci etiketlemesini istemiyoruz. Hele onlardan gizli tahlile koşan aileleri ciddiyetle uyarıyoruz. Böyle yapılırsa çocuk tedaviye ikna olmuyor. Bağımlılık tedavisini önce gencin istemesi gerekir. Aksi takdirde aileye güvensizlik olur.

* Aileler şüpheye kapıldıklarında çocuklarına nasıl yaklaşmalı? Eğer yoğun şüpheleri bulunuyorsa ve bu şüphelerin gerçekçi destekçileri varsa, ilk yapmaları gereken şey; sakin bir zamanda asla yargılamadan veya şiddetli tepki göstermeden, çocuklarıyla bunu paylaşmalarıdır. Önemli olan ailenin şüphelerini gidermek için veya eğer kullanım varsa tedavi için ergenin kendisinin karar vermesidir. Ailesi ergene, tedaviye başlandığı takdirde desteklerinin arkasında olacağı güvenini vermelidir.

* Aileler çocuklarının tedavilerini kendileri yapabilirler mi? Buna yönelik ailelere eğitim programları veriyoruz. Eğer yeterince bilinçlenirlerse çocuklarının bu konudaki tedavisini üstlenebilirler. Bağımlılık için mutlaka bir merkeze yatırılmasına gerek yoktur. Ancak hiç bir şey bilmeden de bu konuda başarılı olmaları zor.

Haz 08

* “Yahyalı İlçesi Derebağ Beldesi’nde yalnız yaşayan ve kimsesi bulunmayan 77 yaşındaki Ali Şahin, geçen ay evinden çıkmayınca komşuları durumdan şüphelendi. Hastalandığı için yatağından kalkamadığı anlaşılan Ali Şahin, belediyenin tahsis ettiği ambulansla Yahyalı Devlet Hastanesi’ne kaldırıldı. Acil serviste görevli doktor tarafından muayene edilen Şahin, ‘Hasta kokuyor, diğer hastalar rahatsız oluyor’ denilerek müdahale odasından alınıp kan alma odasına konuldu. İddiaya göre; 2 gün boyunca bu odada unutulan Ali Şahin, kan bağışı yapmak isteyenlerden kan alacak Kızılay personelinin çalışması için ortam arayan hastane başhekimi tarafından cansız bulundu. Başhekim, olayı Yahyalı Cumhuriyet Savcılığı’na bildirdi. Savcılık, olayın olduğu gece hastanede görevli doktor ile hemşire hakkında ‘görevi ihmal ve ölüme sebebiyet verme’ suçlamasıyla soruşturma başlattı.”

Eğer anlatıldığı gibiyse insanın kanını donduran bu olay, tıbbın insani yönünün gözardı edilmesi ve tamamen teknik bir meslek statüsüne indirgenmesi yaklaşımlarının vardığı noktayı gösteren acı bir örnektir. Unutulmamalıdır ki tıp, insanın insana acıma ve yardım etme dürtüsünden köken almış bir meslektir. Bu tarihsel arka plan göz ardı edilip hekimlik, toplumsal rol paylaşımında üzerinize düşen bir iş, sıradan bir mesleki uğraşı alanı olarak görülürse, ortaya bu tür kötü kokan manzaralar çıkar. Hekimlik, herhangi meslekle kıyaslanamaz. Hekim, kendine ait motivasyonların önceliğinde değil, sadece hastanın yararına ve onun sorununa çözüm bulmak amacıyla çalışmalıdır. Kuşkusuz, her hekimin meslek onuruna yakışır bir şekilde kazancının olması hakkıdır. Ama, para kazanmak, bilimsel araştırma yapmak, ün sağlamak için hekim olunamaz. Hekimlik, yüksek sorumluluk ve özveri gerektiren bir meslektir. Gecesi- gündüzü, hafta içi-hafta sonu yoktur. İnsanlar her an hastalanabilirler, kaza geçirebilirler ve hekimin kapısını çalabilirler. Hekimler, empati yeteneği olan, özverili, insani duyarlılığı yüksek, dürüst ve şefkatli insanlar olmak durumundadır. Sadece hastalıkların nasıl teşhis ve tedavi edileceğini, hastaların ne zaman ve nasıl ameliyat edileceğini öğrenmekle bir kişi hekim olamaz. Hekimlik, zor bir meslektir. Hasta, yardımınıza muhtaç olarak başvurmuştur. Ve o anda hekim olmayan başkaları, ona istediğini veremeyecek durumdadır. Karşınızdaki kişi sizin dostunuz, hatta daha önceden tanıdığınız birisi bile değildir. Ancak, yine de onun için gereken her şeyi eksiksiz, ivedilikle ve özveriyle yapmanız beklenir. O sırada tatilde, istirahatta, dost meclisinde olabilirsiniz. Ancak tanımadığınız bu kişinin talebi, her şeyden önce ve herkesten önde gelir. Hekimliği seçen kişi, zoru tercih etmiştir. Hekimlik zor iştir, vesselam…

Haz 08

Babamın göğsünde ani bir sıkışma oldu. Alelacele, bulunduğumuz ilçenin hastanesine kaldırdık. Fakat acildeki doktor, kardiyoloji uzmanlarının olmadığını söyleyerek bizi; il merkezindeki numune hastanesine gönderdi. Numune acildeki nöbetçi doktor, kardiyoloji uzmanını telefonla aradı. Ancak o, gelip hastayı görmeye bile gerek duymadan, servisinde yer olmadığını ve hastayı tıp fakültesine sevk etmesini söylemiş. Babamı, oradan da tıbba götürdük. Bu arada 4,5 saat geçti. Tıp fakültesi acil servisinde, babama kalp krizi teşhisi kondu. Kalp damarlarındaki pıhtıyı eriten bir tedavi uygulandı. Babam kurtuldu. Fakat, biraz daha geç kalsaymışız bu tedavi yapılamayacakmış. Acil müdahale gerektiren hastaların, bu şekilde hastane hastane dolaştırılması doğru mu? Hastalar yollarda telef olup gidiyor.

Olayın benzerlerini ‘Yedi hastane gezdi, sekizincisine yetişemedi’ türünden başlıklarla medyada hemen her gün izliyoruz. Acil hastaların boş yatak olmadığı, uzman hekim bulunmadığı veya imkanlar yetersiz olduğu için bir hastaneden diğerine yollanırken yollarda yitip gitmeleri; önemli bir hasta hakkı ihlalidir. Şöyle ki; acil durumdaki bir hastaya, gerekli müdahaleyi yapmak, her hekimin ve her sağlık kurumunun temel görevidir. İster özel, ister kamu hastanesi olsun, hastanın sigortası, sağlık güvencesi, parası bulunsun ya da bulunmasın, hastadan haberdar olan doktor, o sırada görevli olsun veya olmasın; acil durumdaki hasta için gerekeni yapmakla yükümlüdür. Hiçbir hekim veya hastane bundan kaçamaz. Hastanede görevli olması bir tarafa; mesaisi dışında örneğin yolda rastladığı bir hasta veya kazazedeyi görmezlikten gelen, doktor olduğunu söylemeyip ilk yardımı yapmayan hekim bile yasalar karşısında suç işlemiş olur. Hayati tehlikesi bulunan hasta, ilk müdahalesi yapılıp, durumu stabil hale getirildikten sonra, başka bir hekime ya da hastaneye sevk edilebilir. Elbette hastanın durumu, daha ileri düzeyde bir hastanede veya başka bir branştan hekim tarafından tedaviyi gerektirebilir. Ancak bu durumda bile nakil işleminin güvenli bir biçimde yapılmasından, hastayı ilk gören hekim sorumludur. Sevk edilen hastaneye ulaşıncaya kadar, hastanın sağlığından, hastayı sevk eden hekim sorumludur. İlk müdahaleyi yapmadan, gerekli tedbirleri almadan, uygun araç, donanım ve personel desteği sağlanmadan, gönderdiği hastaneyle irtibata geçip hasta için yer olduğunu öğrenmeden; hastayı gönderen hekim veya sağlık kurumu suçlu duruma düşer. Acil servise başvuran her hasta, muhakkak orada görevli olan hekim tarafından muayene edilip, gerekli tetkikleri yapılıp değerlendirilmelidir. Hastalığının ne olduğu, hayati tehlikesinin olup olmadığı anlaşıldıktan ve ilk müdahalesi yapılıp, yaşam desteği sağlandıktan sonra sevk edilebilir. Her hekim, acil durumlarda gereken müdahaleleri yapabilecek eğitim ve donanıma sahiptir. İlk ve acil müdahale için herhangi bir branşta uzman olmak gerekmez. Acil olarak başvurmuş hastalar, kapıdan döndürülemez, muayene edilmeden bir başka merkeze sevk edilemez. Hastanın durumu, güvenli olarak nakline izin vermiyorsa, örneğin aktif bir kanaması varsa, kanama kontrol altına alındıktan sonra sevk edilmeli; gerekiyorsa hekim veya hemşire nezaretinde ve ambulans ile nakli sağlanmalıdır.


Haz 08

Yılın en sıcak ayında, serinleten öneriler de ardı ardına sıralanıyor. Çamlıca Medicana Hastanesi İç Hastalıkları Uzmanı Dr. Engin Yurt, sıcak çarpması veya sıcağın kavurucu etkisinden korunmak için şu önerilerde bulunuyor: “Hafif, açık renkli giysiler giyin, sentetik giysiler yerine pamuklu giysiler tercih edin, sık sık dinlenin, aşırı sıcak ve nemli havalarda egzersizden, ciddi fiziksel aktiviteden uzak durun. Sıcak mekanlardan (araba içi vs) ve güneş altında kalmaktan kaçının. Sıvı olarak su, elektrolit içeren sıvılar, meyve suları, tuzlu ayran alınabilir. Günlük sıvı alımı en az iki litre olmalıdır. Yiyecek olarak ağır yağlı yemekler yerine hafif sebze yemekleri, meyve tercih edilmelidir.”

Her türlü görüş ve şikayetleriniz için bizi betamedya@hotmail.com mail adresinden bize ulaşın. diyet