Wordpress Themes
Haz 06

Eğer gözler ruhun aynasıysa, göz çevresi de onun çerçevesidir. Estetik açıdan bakıldığında, göz çevresinin önemi; bir tablonun, bir resmin güzelliğini ortaya çıkaran çerçevesinden daha az değildir. Çekicilik unsuru, gözlerin güzelliğinden çok, bakışın tazeliğindedir. Ve o tazelikte göz çevresi yapılar başroldedir. Bu şekilde yaklaşıldığında; hiç kuşku yok ki yüz estetiğinde en önemli bölgelerden birini oluşturur bu alan. Yüzdeki en ince deriye göz çevresi sahiptir. Dolayısıyla yaşlanmanın ilk etkileri de sağlıkla ilgili sorunların ilk yansımaları da burada görülür. Epidermis adı verilen derinin en üst tabakasının altında ona destek olabilecek yapılar, burada, diğer vücut bölgelerinden farklı olarak, hemen hemen hiç yok gibidir. Bu bölgede cilt; kırılgan, yağ miktarı az, nemsiz kalmaya ve kolay çizgilenmeye son derece yatkındır. Göz çevresinde en sık rastlanılan, pek çok insanın erken yaşlardan itibaren şikayet ettiği sorunlar; göz kenarı kırışıklıkları, gözaltı morlukları, göz altı torbaları ve gözkapağı sarkmaları olarak sıralanabilir. Eğer yapısal bir yatkınlık varsa 30 yaşından önce dahi bu sorunlardan biri veya birkaçıyla karşılaşmak mümkün olsa da en sık rahatsızlık duyulan yaşlar 35 ile 40 arasındadır. nn Göz altı morlukları Bu sorunun temelinde; alt göz kapağı alanında, kılcaldamar ve küçük toplardamarlar arasındaki dolaşım bozukluğu yatar. Bu damarlarda kan akışının iyice yavaşlaması ve hatta göllenmesi sonucunda, derinin de çok ince olması nedeniyle, morumsu bir görünüm ortaya çıkar. Kimi sağlık sorunlarının habercisi de olabilen bu durum; uykusuzluk, stres ve kansızlık hallerinde daha da belirginleşir. Tedavisinde, ‘bioflavonoid’ler gibi kılcaldamar duvarını güçlendiren, kan ve sıvı alışverişlerini düzenleme özelliği olan etken maddeler kullanılır. K vitamini içeren preparatların da kullanımı yarar sağlar. n n Göz altı torbaları ve şişlikleri Göz altı torbalarını şişliklerden ayırt etmek gerekir. Şişlikler, sıklıkla torbalarla karışsa da oluşum mekanizmaları birbirinden çok farklıdır. Göz altı şişlikleri; lenf sıvısının dolaşımındaki bozukluk nedeniyle, hücrelerarası boşlukta göllenmesiyle ortaya çıkar. Yorgunluk, stres, fazla uyku, alkol kullanımı ve alerjiler başlıca sebeplerini oluşturur. Akut olarak ortaya çıkarlar, ancak kronik hale dönüşerek yıllarca rahatsızlık verebilirler. Sıvı ve kan göllenmesini uzaklaştırmak amacıyla yapılacak çay veya termal su kompresleri, drenajı artıracak koruyucu ve nemlendirici özellikte kozmetikler yarar sağlar. Göz altı torbalarıysa; göz kapaklarını hareket ettiren kasların arkasında yer alan yağ dokusunun fıtıklaşmasıyla ortaya çıkar. Yapısal olabileceği gibi, travmaya veya yaşlanmaya bağlı olarak da görülür. Ameliyat dışı çözüm olarak; fıtıklaşan yağ dokusunu eritmeyi hedefleyen enjeksiyonlar, bir kısım vakada sonuç verse de genel olarak öncelikli çözüm cerrahidir. n n Göz kapağı gevşemeleri İlerleyen zamanla birlikte, göz kapaklarının zaten ince olan derisi, gerginliğini de yitirerek gevşemeye başlar. Bu da göz kapaklarında sarkmaya neden olur. Bakışlar doğal tazeliğini kaybeder. Çok yakın zamana kadar tek çözüm cerrahi olarak deri fazlalığının çıkarılması iken, bugün teknolojik gelişmelere paralel olarak ilerleyen estetik tıp, ameliyatsız bir alternatif sunmaktadır. Son iki yılın popüler yöntemi radyofrekans; gevşek gözkapaklarının çözümüne de yeni bir seçenek olarak öne çıkmaktadır. Radyo dalgalarının derin ısı etkisiyle elastik lif yapımını uyarmasıyla kapaktaki gevşemenin giderilmesini hedefleyen bu yöntem; sorununa ameliyatsız çözümler arayanlar için ideal gözükmektedir. Ancak yine de kimi göz kapağı gevşemelerinin boyutuna göre cerrahi gerektirdiği unutulmamalıdır. nn Göz kenarı kırışıklıkları Görünüşlerinden dolayı ‘kaz ayakları’ olarak da adlandırılan bu kırışıklıklar, zamanın izleri şeklinde göz kenarındaki yerini alır. Genelde mimiklere bağlı olarak oluşan dinamik çizgilenmelerdir. Bu sorunun iki çözümü vardır; ya bu çizgilerin doğal kaynaklı dolgu maddeleriyle doldurularak seviyelenmeleri, ya da ‘botulinum toksini’ adı verilen ve son zamanlarda sıkça kullanılan bir maddeyle, oluşumlarına sebep olan kasların aktiviteleri engellenerek silinmeleri sağlanır. ‘Botulinum toksini’, önümüzdeki haftalarda tüm yönleriyle ayrı bir yazı konumuzu oluşturacak. Ancak şunun altı çizilmeli ki; bu madde dozunda ve doğru kullanıldığında, bakışın doğallığı bozulmadan korunur ve tazelenir. Göz çevresindeki kasları hiç hareketsiz, dolayısıyla hastayı mimiksiz bırakmadan, deride çizgilere neden olacak şekilde kuvvetle kasılmasına engel olmak; doğal sınırlar içinde mümkündür. Göz çevresi tazeliğinizin sürekli olması dileğiyle…

Haz 06

Eğer gözler ruhun aynasıysa, göz çevresi de onun çerçevesidir. Estetik açıdan bakıldığında, göz çevresinin önemi; bir tablonun, bir resmin güzelliğini ortaya çıkaran çerçevesinden daha az değildir. Çekicilik unsuru, gözlerin güzelliğinden çok, bakışın tazeliğindedir. Ve o tazelikte göz çevresi yapılar başroldedir. Bu şekilde yaklaşıldığında; hiç kuşku yok ki yüz estetiğinde en önemli bölgelerden birini oluşturur bu alan. Yüzdeki en ince deriye göz çevresi sahiptir. Dolayısıyla yaşlanmanın ilk etkileri de sağlıkla ilgili sorunların ilk yansımaları da burada görülür. Epidermis adı verilen derinin en üst tabakasının altında ona destek olabilecek yapılar, burada, diğer vücut bölgelerinden farklı olarak, hemen hemen hiç yok gibidir. Bu bölgede cilt; kırılgan, yağ miktarı az, nemsiz kalmaya ve kolay çizgilenmeye son derece yatkındır. Göz çevresinde en sık rastlanılan, pek çok insanın erken yaşlardan itibaren şikayet ettiği sorunlar; göz kenarı kırışıklıkları, gözaltı morlukları, göz altı torbaları ve gözkapağı sarkmaları olarak sıralanabilir. Eğer yapısal bir yatkınlık varsa 30 yaşından önce dahi bu sorunlardan biri veya birkaçıyla karşılaşmak mümkün olsa da en sık rahatsızlık duyulan yaşlar 35 ile 40 arasındadır. nn Göz altı morlukları Bu sorunun temelinde; alt göz kapağı alanında, kılcaldamar ve küçük toplardamarlar arasındaki dolaşım bozukluğu yatar. Bu damarlarda kan akışının iyice yavaşlaması ve hatta göllenmesi sonucunda, derinin de çok ince olması nedeniyle, morumsu bir görünüm ortaya çıkar. Kimi sağlık sorunlarının habercisi de olabilen bu durum; uykusuzluk, stres ve kansızlık hallerinde daha da belirginleşir. Tedavisinde, ‘bioflavonoid’ler gibi kılcaldamar duvarını güçlendiren, kan ve sıvı alışverişlerini düzenleme özelliği olan etken maddeler kullanılır. K vitamini içeren preparatların da kullanımı yarar sağlar. n n Göz altı torbaları ve şişlikleri Göz altı torbalarını şişliklerden ayırt etmek gerekir. Şişlikler, sıklıkla torbalarla karışsa da oluşum mekanizmaları birbirinden çok farklıdır. Göz altı şişlikleri; lenf sıvısının dolaşımındaki bozukluk nedeniyle, hücrelerarası boşlukta göllenmesiyle ortaya çıkar. Yorgunluk, stres, fazla uyku, alkol kullanımı ve alerjiler başlıca sebeplerini oluşturur. Akut olarak ortaya çıkarlar, ancak kronik hale dönüşerek yıllarca rahatsızlık verebilirler. Sıvı ve kan göllenmesini uzaklaştırmak amacıyla yapılacak çay veya termal su kompresleri, drenajı artıracak koruyucu ve nemlendirici özellikte kozmetikler yarar sağlar. Göz altı torbalarıysa; göz kapaklarını hareket ettiren kasların arkasında yer alan yağ dokusunun fıtıklaşmasıyla ortaya çıkar. Yapısal olabileceği gibi, travmaya veya yaşlanmaya bağlı olarak da görülür. Ameliyat dışı çözüm olarak; fıtıklaşan yağ dokusunu eritmeyi hedefleyen enjeksiyonlar, bir kısım vakada sonuç verse de genel olarak öncelikli çözüm cerrahidir. n n Göz kapağı gevşemeleri İlerleyen zamanla birlikte, göz kapaklarının zaten ince olan derisi, gerginliğini de yitirerek gevşemeye başlar. Bu da göz kapaklarında sarkmaya neden olur. Bakışlar doğal tazeliğini kaybeder. Çok yakın zamana kadar tek çözüm cerrahi olarak deri fazlalığının çıkarılması iken, bugün teknolojik gelişmelere paralel olarak ilerleyen estetik tıp, ameliyatsız bir alternatif sunmaktadır. Son iki yılın popüler yöntemi radyofrekans; gevşek gözkapaklarının çözümüne de yeni bir seçenek olarak öne çıkmaktadır. Radyo dalgalarının derin ısı etkisiyle elastik lif yapımını uyarmasıyla kapaktaki gevşemenin giderilmesini hedefleyen bu yöntem; sorununa ameliyatsız çözümler arayanlar için ideal gözükmektedir. Ancak yine de kimi göz kapağı gevşemelerinin boyutuna göre cerrahi gerektirdiği unutulmamalıdır. nn Göz kenarı kırışıklıkları Görünüşlerinden dolayı ‘kaz ayakları’ olarak da adlandırılan bu kırışıklıklar, zamanın izleri şeklinde göz kenarındaki yerini alır. Genelde mimiklere bağlı olarak oluşan dinamik çizgilenmelerdir. Bu sorunun iki çözümü vardır; ya bu çizgilerin doğal kaynaklı dolgu maddeleriyle doldurularak seviyelenmeleri, ya da ‘botulinum toksini’ adı verilen ve son zamanlarda sıkça kullanılan bir maddeyle, oluşumlarına sebep olan kasların aktiviteleri engellenerek silinmeleri sağlanır. ‘Botulinum toksini’, önümüzdeki haftalarda tüm yönleriyle ayrı bir yazı konumuzu oluşturacak. Ancak şunun altı çizilmeli ki; bu madde dozunda ve doğru kullanıldığında, bakışın doğallığı bozulmadan korunur ve tazelenir. Göz çevresindeki kasları hiç hareketsiz, dolayısıyla hastayı mimiksiz bırakmadan, deride çizgilere neden olacak şekilde kuvvetle kasılmasına engel olmak; doğal sınırlar içinde mümkündür. Göz çevresi tazeliğinizin sürekli olması dileğiyle…

Haz 06

Diyet mevsimi hiç bitmez. Kadınların verilecek fazla kiloları hep vardır. Ancak değişik diyetler denense de sonuç çoğu kez hayal kırıklığıdır. ‘Artık hüsrana uğramak istemiyorum’ diyenler; diyetlerde yapılan 10 hatayı dikkatle okuyun, mutlu sona ulaşın!.

Diyet yaparken boşa kürek çekmekten bıktıysanız, bir türlü kilo verememiş ya da verdiğiniz kiloları fazlasıyla geri aldıysanız; aşağıdaki 10 diyet hatasını okuyun ve kendinize ona göre bir rota belirleyin. Mutlu sona ulaştığınızı göreceksiniz…

FAVORİ YİYECEKLER
Bir daha asla hamur işi yemeyeceğiniz ya da dondurmanın yanından bile geçmeyeceğiniz konusunu tam olarak hallettiniz mi? Buzdolabında dondurma stoklamaktansa canınız çektiğinde bir kaşık diyet dondurma yemeyi deneyin!

ÜNLÜLERİN DİYETLERİ
Ünlü Hollywood yıldızı Jennifer Aniston gibi görünme fikri çekici gelebilir ama pek çok diyetisyen, bu sene çok moda olan ünlülerin diyetlerini eleştiriyor. Ünlülerin yaptığı çoğu diyet, belli bir besin ya da besin grubunu programın dışında tutmaya yönelik olduğundan; bağlı kalınmaları ve başarılı olunması zor diyetlerdir. Bunun yerine hem karbonhidrat hem protein içeren az yağlı bir diyet tercih edilmelidir.

KENDİNİ ALDATMAK
Diyetinizi harfiyen uyguladığınızı düşünüyor, ancak eğer hala kilo veremiyorsanız; o zaman yedikleriniz konusunda kendinizi kandırıyor olabilirsiniz. Mesela çayın yanında yediğiniz o iki tane bisküviyi, çikolatalı pastayı, ağzınıza attığınız bir avuç fıstığı saymayı unutuyorsunuzdur belki… Bunlar biriktikçe, kilo verememenizin sebebi olup çıkıverir. En iyisi; bir beslenme günlüğü tutun ve yiyip içtiğiniz her şeyi yazın. Haftanın sonunda, niye kilo veremediğinizi göreceksiniz.

EGZERSİZ YAPMAMAK
Pek çok insan zayıflamak istediğinde, aldığı kalori miktarını azaltıyor ama egzersizi bu programa dahil etmeyi düşünmüyor. Tabii ki egzersiz olmadan kilo verebilirsiniz. Ama egzersiz, metabolizmanızı hızlandıracağından, sadece diyetle vereceğinizden fazla kaloriyi yakabilirsiniz. Metabolizmayı hızlı tutmanın en iyi yolu, günde 20-30 dakikayı egzersize ayırmak.

HİÇ YEMEMEK
Eğer uzun vadeli bir diyet yapmak istiyorsanız, sevdiğiniz besinleri hiç yemeden o diyete devam edebilmeniz mümkün değil. Aslında işin hilesi şu: Sevdiğiniz besinlerden ufak bir porsiyonu arada bir yemek. Haftada bir kendinize sevdiğiniz bir besinden bir porsiyon yeme hakkı tanıyın.

ÖĞÜN ATLAMAK
Öğün atladığımızda, kan şekeri seviyesi düşer. Böylece, tatlı besinlere olan ihtiyacınız artar. Bunun anlamı da; günün ileriki saatlerinde canınızın tatlı çekmesi demektir. Eğer kaçırdığınız öğünü yeseydiniz, yiyeceğiniz tatlıdan çok daha az bir kalori alacaktınız.

DÜŞÜK KALORİLİ BESİNLER
En sık yapılan hatalardan biri de; düşük kalorili gıdaların sağlıklı gıdalar olduğunu düşünmek. Çünkü çoğu sağlıklı besin aslında oldukça kalorilidir. Mesela zeytinyağı, fındık gibi yemişler ya da peynir, içerdiği yüksek miktardaki kaloriye oranla sağlıklı besinlerdir. Burada önemli olan, bunları sınırlı miktarda tüketebilmeyi öğrenmektir.

ÖDÜLLENDİRME
Her kilo verdiğinizde kendinizi yiyecekle ödüllendirmeyin. Sinema, elbise, küpe gibi hediyeler bu döneminize daha uygundur. Üstelik başarılı olduğunuzu anlamak için illa ki hedeflediğiniz kiloya ulaşmış olmanız gerekmiyor değil mi?

KALORİLİ İÇECEKLER
Sağlıklı şekilde beslenip, abur cubura itibar etmiyor olabilirsiniz, ama özellikle sodalı içecek ve meyve sularından tüketip, kremalı kahve içip, kahve ve çaya şeker koyuyorsanız; kilo vermede gene problem yaşayacaksınız demektir. Mesela şöyle bol çikolatalı nefis bir cappucin onun size getirisi 120 kalori ve 8 gram yağ. Ancak çikolatalı yerine tarçınlı içmeniz, yağ oranını hemen hemen sıfıra indirirken, kaloriyi de 60′a düşürüyor.

ÇOK SIK TARTILMAK
Diyetin en zevkli kısmı, tartıldığınızda ibrenin sola doğru kaydığını görmektir. Ancak bunu abartarak sık tartılmak, kilo kaybını zorlaştırır. Çoğu kadının kilosu, vücuttaki su tutulmalarından dolayı iner çıkar. Bu sebeple, zaman zaman kilo almadıkları halde, almış gibi hissederek endişelenirler. Bu da işi zorlaştırır. Başarılı bir diyette kilo kaybı yavaş ve daha kalıcıdır. Ayrıca kas kütlenizin artması da yanıltıcı olabilir. Çünkü kas, yağdan ağırdır. Bu sebeple, haftada bir kez ve günün aynı saatlerinde tartılmak faydalı olacaktır.

Haz 06

Gitmesi güzeldi de dönmesi zor değil mi? İş saatinde ayaklarınız geri geri gidiyor, orada ne işiniz olduğunu sorup duruyorsunuz. Çünkü siz tatil depresyonuna girmiş bir tatilzedesiniz! Her izin dönüşü aynı bunalımı yaşamak istemiyorsanız; iznin son iki gününü evde geçirin.

Tatilde yeterince dinlenmediğinizi düşünüyor, yaptığınız işten keyif alamıyor, sabah kalkmakta güçlük çekiyorsanız; siz de tatil sonrası depresyonu yaşıyor olabilirsiniz. International Hospital İstanbul’dan Psikolog Ferahim Yeşilyurt’a göre; tatil sonrası yaşanan depresyon, ‘tatilden mucize beklemekten’ kaynaklanıyor. “Tatil dönüşü tüm yaşamınızı değiştirmeniz mümkün değildir” diyen Yeşilyurt, sözlerini şöyle sürdürüyor: “Bazı kişiler tatil dönüşü uygulamak üzere bazı kararlar alırlar. İş değiştirmek, evlenmek, işi büyütmek gibi… Bu yüzden de günlük hayatlarına döndüklerinde biriken iş yükü, ertelenen sorumlulukları görüp hayal kırıklığına uğruyorlar. Çünkü tatil dönüşü tüm yaşamınızı değiştirmeniz mümkün değildir.”

ÇOCUKLUĞA DÖNÜLÜR
Beş yıldızlı tatil köylerinde insanlara masalsı bir dünya sunulduğuna dikkat çeken Yeşilyurt, “Burada insanların çocukluk yıllarına dönmesi istenir” diyor ve ekliyor: “Çocukların yaptıkları özetle üç işi yapmanız istenir; yemek yemek, oyun oynamak ve uyumak. Tatil köylerinin büyülü atmosferi bu havayı solumanızı, bu dünyanın parçası olmanızı ister. Çocukluk yıllarında olduğu gibi ne bir sorumluluk vardır ne de parasal meseleler.” Tatillerde yaşam ritmi değişikliğe uğrayan kişilerin, daha geç yattığına, daha geç kalkıp, daha geç yemek yediğine de değinen Yeşilyurt, tatilzede olmak istemeyenleri uyarıyor: “Tatil sonrasında işlere daha iyi başlayabilmek için en az bir gün önce tatilden dönülmesinde fayda var. Bu süre en azından öncelikle ev yaşamına, ardından iş yaşamına adapte olmaya yararlı olur.”

FARKLI YAŞAMA İSTEĞİ
Psikolog Nüket Diner ise tatili ‘hayal denizinde yaşamak’ diye tanımlıyor. Diner, gerçeğe dönüp ayaklarınız yere bastığı zaman, tatile çıkarken geride bırakılan meselelerin olduğu gibi karşınıza çıkacağını vurguluyor: “Kaldı ki pek çok insan istemediği bir işte, sinirlerini bozan insanlarla çalışmaktadır. Bu sebeple tatil, bu tür kişiler için tam bir kaçıştır. Tatil, kişinin farklı yaşama isteğini körükler. Tatilini değişik aktivitelerle geçiren kişi, tatil dönüşü tekdüze ve heyecansız yaşantısına tahammül edemez. Tatil beklentisi çok yüksek olan kişiler, tatil süresinde ve sonrasında umduklarını bulamadıkları zaman yoğun bir depresyona girebilirler.” Diner, tatil sonrası depresyonun belirtilerini şöyle sıralıyor: “Tüm canlılığa rağmen gelgitli duygu halleri, tahammülsüzlük, bir şey yapmak istememe, kendini yalnız hissetme gibi duygular… ‘Sonbahar depresyonu’ diye tanımlanan durum; çoğu zaman yaz döneminde, tatil sonrası başlayan ve geçiştirilen depresif halin artmış şeklidir.”

PERFORMANS DÜŞER
Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Psikiyatri Ana Bilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Musa Tosun da kişilerin günlük hayatta, işte, evde ya da ilişkilerinde yaşadıkları sorunları tatil sonrasına ertelemenin sonucu değiştirmediğini vurguluyor. Tosun, tatil dönüşlerinde yaşanan sıkıntılı sürece henüz tıbbi teşhis konulamasa da ‘pazartesi sabahı sendromu’ gibi kişileri rahatsız ettiğine dikkat çekiyor: “Yıllık izinlerden sonra birçok kişinin işteki performansı düşer ve depresif bir ruh haline bürünebilir. Tatil dönüşü işe adaptasyon en az 3 gün sürer.”


Her türlü görüş ve şikayetleriniz için bizi betamedya@hotmail.com mail adresinden bize ulaşın. diyet