Wordpress Themes
May 24

Düşünce bozukluğu ile anemi (kansızlık) arasında bir ilişki olduğu belirlendi. Aneminin en belirgin özelliği olan oksijen taşıyan kırmızı kan hücrelerinin kaybı; uzun süredir halsizlik, kaslarda zayıflık ve fiziksel rahatsızlıklar ile ilişkilendirilmekteydi. Johns Hopkins Üniversitesi Tıp Fakültesi’nden Dr. Paulo Chaves ve ekibi; yaşları 70-80 arasında değişen kadın ve erkekler üzerinde, düşünme yeteneğini değerlendirmede yaygın olarak kullanılan üç test gerçekleştirdi. Kan değerleri normal olanlarla olmayanlar arasında; yaş, eğitim ve mevcut hastalıklar ile zihni etkileyen diğer faktörlerin etkisi değerlendirildi. Araştırmada; anemi hastalarının, testlerde en kötü sonuçları alma olasılığının 4-5 kat daha güçlü olduğu ortaya çıktı. Aneminin düşünme yeteneğini etkilemesinin, beyne giden oksijeni kronik olarak azaltmasından kaynaklanabileceği belirtiliyor.


May 24

Besin yoluyla aldığımız her şeyin vücudumuzda bir kimyasal sonucu oluyor. Proteinler, karbonhidratlar, yağlar, vitamin ve mineraller; kimyasal reaksiyonlar zinciriyle vücutta çeşitli şekillerde değerlendiriliyor. Kimi enerji kaynağı olarak kullanılıyor, kimi hormon yapısına giriyor, hayati reaksiyonlarda başrol veya yardımcı roller üstleniyor. Yediklerimiz, sadece yaşamak için ihtiyaç duyduğumuz enerjiyi sağlamakla kalmıyor, aynı zamanda beden ve ruh sağlığımız, hatta yaşam enerjimiz ve günlük performanslarımız için de belirleyici oluyor. Bedensel, zihinsel, cinsel ve yaşamsal her türlü performansı belirlemede, vücudumuza aldığımız besin ve besin takviyelerinin çeşidi, miktarı, kombinasyonları ve biyolojik saatimize göre alınma zamanları dahi etkili oluyor.

*
Doğanın sunduğu uyarıcılar: Falkland savaşı sırasında pilotlara, onları günde 20 saat uyanık tutmak için, yüksek miktarlarda ‘tirozin’ adlı aminoasidin verildiğini biliyoruz. Ama eğer vücudunuza gereken yardımı yapabilirseniz, sizin böyle bir şeye ihtiyacınız bulunmuyor. Yağsız bir şekilde yüksek miktarda protein tüketmeniz halinde vücudunuz bu maddeyi kendi kendine yeterince üretebiliyor. Bu da gün içinde uyanık kalmanızı ve kendinizi canlı hissetmenizi sağlıyor.

TİROİT KONTROLÜ
* Çinko ve testosteron bizi aktif kılıyor: Yeni doğanlarda kullanılan çinko içeren kremler, bebeklerin popolarında oluşan pişik ve irritasyonların giderilmesinde, yeni ve sağlıklı derinin ortaya çıkışında etkili oluyor. Çinkonun en önemli etkisinin, besinlerle alınan proteinlerden yola çıkarak vücut proteinlerinin sentezi ve hücre bölünmesini hızlandırması olduğunu biliyoruz. Bağışıklık sistemini güçlendirdiği için gribal enfeksiyonlarda alınan effervesan tabletlerde de kullanılıyor. Ayrıca diğer bazı proteinler ve B6 vitaminiyle beraber, erkeklik hormonu olarak bilinen, testosteron hormonun yapımındaki etkisi oldukça büyük önem taşıyor. Bu hormon, libidonun, yani cinsel isteğin, yaşamsal ve içsel enerjinin belirleyicisi. Proteinden zengin beslenmek, B6 vitamini ve çinko takviyesi almak yaşam enerjimizi yükseltiyor.

* Tiroit hormonlarıyla daha formda: Tiroit bezinin vücudun dinamizmini, metabolik hızını ve performansını belirlediğini artık biliyoruz. Ara ara tiroit değerlerinizi hekiminizin kontrolünde belirlemede yarar var. Konsantrasyon güçlüğü, kilo verememe, sabahları yataktan zor kalkma, enerjisizlik ve hatta depresyon gibi sorunlarınız varsa bu durum tiroit bezinizle ilgili olabilir. Tiroit hormonlarının yapımında etkili olan tirozin, iyod ve selenyumun ise gereken miktarlarda alınması düzgün bir işleyiş için şart! Her gün 150-200 mikrogram iyod ve selenyum almanızın ve proteinden zengin beslenmenizin yararı çok fazla… Taze fıstık, kuruyemişler, taze ton balığı, karides, ayçiçeği tohumu, ceviz ve pirinç selenyum yönünden zengindir.

May 24

Yarıyıl tatillerinde çocuklar evde olunca ortaya çıkan hengameyi anneler ‘yaramazlığa’ bağlamadan önce durup düşünmeli! Çocuklar, bütün gün ev işleriyle meşgul olan annelerinin ilgisini çekebilmek için yaramazlığa başvurur.

Nöropsikiyatri İstanbul Hastanesi Yönetim Kurulu Başkanı Psikiyatrist Prof. Dr. Nevzat Tarhan; yaramazlık ve öğrenme sorunuyla ilgili soruları yanıtladı:

* Disleksi yani okuma sorunu hangi nedenden kaynaklanır?
Okula başladığında zekası normal olduğu halde bazı çocuklar okuyabilir ama yazamaz. Bazı çocuklar okuyup yazar ama hesaplamayı yapamaz. Bazı çocuklar dinleyerek, bazıları görerek daha kolay öğrenir. Öğretmen ile anne ve baba, çocuklarla birlikte çalışırken çocuğun hangi öğrenme modelinde olduğunu anlayabilir. Dokunarak, söküp takarak kolay öğrenen çocuklara fiziksel zekaya uygun yol kullanarak öğrenme sağlanabilir. Yazma becerisi zayıf (disgrafik) çocuklarda şekil çizerek öğrenme konusunda bire bir destek gerekir. Okuma becerisi zayıf (disleksik) çocuklarda okumayı sınıfta herkesle birlikte öğrenemediği için birebir ders vererek öğretmek gerekir. Buna rağmen anne-baba ya da öğretmen başarılı olamıyorsa, özel öğrenme güçlüğüne yönelik geliştirilmiş bilgisayarlı eğitim modülleri ve uzman yardımı ile tedavisel eğitim verilebilir.

* Çocuklar mutlaka yaramaz mı olur?
Çocukların yaramazlık yapması doğal bir durumdur. Dünyayı tanıma çabasındaki çocuk hata da yapabilir yaramazlık da. Çocuğun aşırı derecede yaramazlık yapması durumunda; anne ve babalar ani tepkiler verip çocuğu cezalandırmadan önce yaramazlığın neden kaynaklandığını araştırmalı ve soğukkanlı çözümler bulmaya çalışmalı.

* Yaramaz çocuğa yaklaşım nasıl olmalı?
Çocuğun yiyip içmek kadar büyük ihtiyaçlarından birisi önemsenmek ve ilgi görmektir. Çocuk eğitiminde en çok yapılan hatalardan birisi annenin kendisini ev işlerine kaptırmasıdır. Anne; çocuğu yedirir, içirir, giydirir ve bunları yapmakla görevini yerine getirdiğini düşünür. Oysa ki kendisine değer verilmesine ve önemsenmeye ihtiyaç duyan çocuk, bu davranışı annenin düşündüğünden çok daha farklı algılar. Anne sevgisini ifade edemediği için, çocuk annenin ilgisini çekmek amacıyla birtakım arayışlara girer. Yaramazlık yapan çocuk, annesinin kendisiyle -negatif bir ilgi de olsa- ilgilendiğini görünce anneyle iletişim kurmanın yolunun bu olduğunu düşünür. ‘Ağladığım zaman annem benimle ilgileniyor, o zaman annemi çağırmak istediğimde ağlamam lazım’ diye düşünen çocuk huysuzluk eder ve yaramazlık yapar. Ama onun asıl niyeti annesinin ilgisini çekmektir.

AİLE ÖRNEK OLMALI

* Çocuğun yaramazlığından aile mi sorumlu?
Çocukların yaramazlık yapmasını pekiştiren önemli bir eğitim hatası; çocuğun yaramazlığın onaylandığı bir ortamda büyümesidir. Birçok aile bebeklik döneminde yapılan yaramazlıklardan keyif alır. Örneğin; çocuk oynarken bir arkadaşına vurduysa bu olay tekrar tekrar hatırlanır, neşeyle anlatılır. Çevresinde olup biten her şeyi kaydeden çocuk da bütün bunları hafızasına yazarken, yaptığı hareketi olması gerekenler hanesine ekler. Özellikle babalar, kendi çocukluklarında yaptıkları yaramazlıkları, haylazlıkları övünerek anlatırlar. Çocuğun buna tepkisi şöyle olur: ‘Sen çocukken çok yaramazlık yapmışsın. Ben çocuğum, ben de yaparım.’

* Yaramaz olan çocuk psikoloğa götürülmeli mi?
Evde disiplin gereklidir ancak ceza odaklı bir anlayışla ve korkuyla büyüyen çocuk, kuralların nedenleri ve haklılığı üzerine düşünemez. Çocuğun, yaptıklarının basit bir yaramazlık mı, yoksa fizyolojik nedenli mi olduğu belirlenmeli. Böyle bir durum varsa uzmanlarla eşgüdümlü olarak sorun çözülebilir. Çocuklarının yaramazlığından şikayet eden anne ve babalar, öncelikle bunun kendi eğitim hatalarından kaynaklanıyor olup olmadığını sorgulamalı. Işığın olduğu yerde karanlık kendiliğinden gider. Biz doğru ve güzel şeyleri yaparsak, kötülükler kendiliğinden gider. Çocuğun yanlışlarını düzeltmeye uğraşmak yerine, önceden çocuğa iyi ve güzel huyları, davranışları kazandırırsak; kötülükler kendiliğinden yok olur.

May 24

‘Bütün gün ders çalışırsam, kimseyle görüşmezsem üniversite sınavını kazanırım’ diyorsanız eğer, çok yanılıyorsunuz. Tam tersine, başarılı olmak için sosyal hayattan kopmayın ve olumsuz düşünceleri zihninizden kovun. ‘Kazanamazsam mahvolurum’ diye değil, ‘çalışırsam kazanırım’ diye düşünün.

Psikiyatrist Prof. Dr. Musa Tosun; üniversite sınavına hazırlanan ergenlik dönemindeki çocukların ders çalışırken karşılaştıkları sorunlarla ilgili sorularımızı yanıtladı:

* ÖSS’ye hazırlanan bir genç kendini nasıl motive etmeli?
Bir yarışın kazanılmasının gerektiği bu tür sınavlara hazırlanan kişinin kafasında başka hedefler, başka problemler olmamalı. Enerjisinden ve zamanından ‘çalacak’ olan hiçbir eylem ve düşünceye kafasında yer vermemesi gerekir. Hatta hazırlandığı sınavın sonucuyla bile ilgilenmemeli, ‘ya kazanamazsam’ diye başlayan hiçbir düşünceyi aklından geçirmemeli. Aklından hep iyi düşünceler, olumlu ihtimaller geçirmeye çalışmalı; zihnini kurcalayan aksi ihtimalleri ‘şu anda çalışmaktan başka yapacak bir şey yok’ diyerek savuşturmaya çalışmalı.

* Gençler üniversiteye hazırlanıyorlar diye tatillerini de ders çalışarak mı geçirmeli?
Bu durumdaki bir gencin tatili de; onun yeniden hayatla buluştuğu, soluklanıp dinlendiği, kendini yenilediği ve gelecek çalışma dönemi için enerji depoladığı bir süreç olarak kabul edilmeli. Tatile giren genç, ertelediği arzu ve isteklerini gerçekleştirmeye, ertelediği bazı problemlerini çözmeye ve çevresi ile kısmen de olsa kopmuş ilişkilerini canlandırmaya çalışmalı. Bunun için; akraba ziyaretleri, arkadaş buluşmaları ve yeni çevrelere girilmesi faydalı olabilir. Herkese önerilecek şablonlar yoktur. Tatil; ‘öğrenim dönemi hiç bitmemiş gibi aynı tempoda ve aynı konularda çalışarak’ geçirilmemeli. Ancak günde bir iki saat gibi bir zamanı, öğrenim döneminde eksik kaldığını düşündüğü alanlarda kendini geliştirmek ve daha ileri gidebilmek için çalışmaya ayırmak da faydalı olur.

‘FAYDALI STRES’E GİRİN

* ÖSS’ye hazırlanmak için çok çalışan gencin okul başarısı birden düştüyse ne yapmalı?
Maalesef neredeyse bütün gençlerimizin okul başarısı düşüyor. Bunun sorumlusu ise gençler değil, eğitim sistemi! ‘Çalışıp başarılı olmalıyım, çalışmazsam sınavı kazanamam, anneme babama mahcup olurum, hedeflerime ulaşamam’ diye düşünmek ve biraz başarısızlık korkusu çekmek ‘faydalı bir stres’tir ve öğrencinin motive olmasını sağlayabilir. Bu böyle olmazsa aşırı bir başarısızlık korkusu başlar. ‘Sınavı kazanamazsam mahvolurum’ düşüncesi hayatına hakim olursa bu ‘zararlı bir stres’tir ve öğrencinin motivasyonunu bozar. Öğrencinin, sınavın sonucunu düşünmekten sınava hazırlanacak hali kalmaz.

* Sınava hazırlanmak için genç odasından çıkmıyorsa aile sınır koymalı mı?
Aile mutlaka devreye girmeli ve niçin odasından çıkmadığını anlamaya çalışmalı. Sadece ders çalışıyor, arkadaşlarına ve ailesine ilgisini azaltıyor, yaşanan dünya ile çok az ilişki kuruyorsa; az da olsa bir sorun vardır. Çünkü başarı biraz da gerçek hayatla ilişkinin kesilmemesine bağlıdır. Başarı; birçok isteğin ertelenerek çalışılmasına bağlıdır. Ama bunun çözümü çevreyle her türlü ilişkinin kesilmesi ve inzivaya çekilmek değildir. Genç bazı zevklerini ertelemeli ama nefsinin hakkını da vermeli. Aksi halde hayattan ve gerçeklerden tamamen kopmanın ortaya çıkardığı iç gerilim, kişiyi farkına varmadan rahatsız edebilir ve bu da derslerdeki performansını olumsuz etkiler.

* Anne-baba baskısı odaya kapanmaya neden olabilir mi?
Birçok gencin içine düştüğü bilinç dışı tuzak budur. Bu gençleri ve aileleri dinlediğinizde; anne ve babaları aslında gençler çalışmadıkları için konuştuklarını, gençler ise anne baba konuştukça ve ‘çalış, yoksa şöyle olur böyle olur’ dedikçe motivasyonlarının bozulduğunu söylerler. Bu gençlerimize; kendilerinin ‘çalışmayarak’ anne- babalarını konuşmaya mecbur ettiklerini ve bunu unutup, anne-babanın ‘çenesi’ yüzünden çalışamadıklarını zannettiklerini anlatmak lazım.

* Ergenlik döneminde çocuk tatilinin ne kadar kısmını ailesiyle paylaşmalı?
Ergenlik dönemini tamamlamış genç ile ergenliğe yeni adım atmış bir çocuğun durumu farklıdır. Ergenliğe yeni adım atan çocuklar genellikle bir ‘kimlik krizi’ yaşarlar. Aileler bu dönemde çocuklarına yakın ilgi ve sevgi göstermeli, ‘doğru’ ve ‘yanlış’ üzerine konuşmalar yapmalı. Ergenlik dönemini tamamlamış bir genç ise artık bir yetişkin olarak kabul edilmeli, ona ‘doğru’ ve ‘yanlış’ üzerine konferanslar verilmemeli. Arkadaş ve tatil konusunda önerileri dinlenmeli, bir risk görülüyorsa ‘onun yanında yer alarak’ uyarı yapılmalı.

* Tatil boyunca gençlerin küçük de olsa bir işte çalışmalarını önerir misiniz?
Kişiye ve çevreye göre değişen bir durumdur. Bazı gençlerimiz, ekonomik sıkıntı çeken ailelerine destek olabilmek için zaten çalışmak zorunda kalıyor. Bazı gençlerimiz ise bırakın tatil dönemini, eğitim sürürken bile çalışmak zorunda. Çok dikkat çeken bir husus ise; bu gençlerin enerjilerinin çoğunu ‘ekmek parası’ için harcamalarına rağmen sınavlarda ve hayatta çok başarılı olduklarıdır. Ekonomik sıkıntısı olmayan ailelerin çocukları; ‘her şeye sahip olma’nın verdiği bir gevşeklikle gelecek için fazla endişe duymuyor ve ders çalışma konusunda motivasyon eksikliğine düşebiliyor. Bu gençlerin, hayatın gerçekleri ile yüzleşmeleri için bazı işlere kısa süreli de olsa girmeleri ve hayatı kazanmanın zorluklarını yaşayarak görmeleri faydalı olabilir. Ayrıca ekonomik ihtiyacı olsun olmasın; gençlerin gelecekte hedefledikleri mesleklerle ilgili staj benzeri çalışmalar yapmalarının, hedefledikleri mesleğin kendilerine ne kadar uygun olduğunu yaşayarak görmeleri açısından faydası da olur.

Her türlü görüş ve şikayetleriniz için bizi betamedya@hotmail.com mail adresinden bize ulaşın. diyet